Zilhicce Ay’ı neden çok mühimdir??? Bilgilenelim!!!

ZİLHİCCE AY’I,

*İslâm’ın 5 esasından biri olan hac farîzasının ifâ edildiği umûmî afv ayıdır.
*Arafat’a çıkılır.
*Allah için milyonlarca kurban kesilir.
*Bir senelik hesaplar görülür.
*Bir senelik amel defterleri kapanır.
*Zil-hicce’nin birinden onuna kadar, “Leyâli-i aşere“ yani on mübârek gece vardır.
*Zilhicce ayının 10 günü oruç tutmak çok müstehaptır.

Alıntı

Dinimizde Hapşırınca Aksırınca Söylenecek Dualar-Konu hk. Hadisi şerifler

Dinimizde Hapşırınca Aksırınca Söylenecek Dualar-Konu hk. Hadisi şerifler_______________________________________________________

Aksırınca “Elhamdülillah” demeli(sünnet), bunu duyan müslüman da, “Yerhamükellah” yani (Allah sana rahmet etsin.) demelidir(farzdır-Buhari) !
Üçüncü biri varsa “Yehdina ve yehdikümullah” demelidir! Üçüncü bir kimse yoksa, aksıran cevap olarak aynı şeyi söylemelidir! 
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
“Aksırınca “Elhamdülillah” diyen göz ağrısı görmez.” [Taberânî]
“Aksırınca Elhamdülillah diyeni, 70 türlü belâdan korunur.” [İ.Neccar]

Yine Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Allah hapşırmayı sever, esnemeden hoşlanmaz. öyleyse sizden biri hapşırır ve Allah’a hamd ederse, bunu işiten her Müslüman üzerine, yerhamukeallah demesi hak (bir vazife)dir. Ancak esnemeye gelince, iste bu, şeytandandır. Biriniz namazda esneyecek olursa, imkan nisbetinde kendini tutsun ve hah diye ses çıkarmasın. Zira bu şeytandandır, şeytan kendisine gülüyor demektir.” 
Buhari, Edeb 125, 128, Bed’ül-Halk 11; Müslim, Zühd 56, (2994); Ebu Davud, Edeb 97, (5028); Tirmizi, Salat 273, (370), Edeb 7, (2747, 2748).

Ne Yapılmalı?                                                                                                                                                          
Aksıran kimse Elhamdülillah(Allah’a hamd olsun) diyerek rabbine şükretmeli. 

Bu olaya şahit müslüman da Yerhamukeallah(Allah sana merhamet etsin) demelidir. Hapşıran kişi de yerhamukeallah diyen müslüman kardeşine Yehdina ve yehdikumullah (Allah bize ve size hidayet versin) demelidir.
Hapşırmadan sonra elhamdülillah demek sünnet, yerhamukeallah demek müslüman kardeşimiz üzerine bir vazife ve haktır.

Hapşırınca “Elhamdulillah” demek sünnettir.
Unutulmuş bir sünnetimi ihya edene ve yayana yüz şehid sevabı vardır. (Hakim)

Müslümanın Müslüman üzerindeki beş hakkından biri, aksırıp Elhamdülillah diyene, Yerhamükellah demektir. (Buhari)
Aksırıp da, “Elhamdülillah” diyene “Yerhamükellah” demek farzdır. (Buhari)
Aksırınca Elhamdülillah diyen, 70 türlü belâdan korunur. (İ.Neccar)
Peşpeşe üç defa aksıran müminin imanı kalbinde sabittir. (Tirmizî)
Aksıran hamdetmemişse, hatırlatmak için Elhamdülillah de! Çünkü aksıranın hamdetmesi her derde devadır. (Deylemî)
Duâ ederken aksırmak, duânın kabulüne işarettir. (Taberânî)
Aksırınca “Elhamdülillah” diyen gözağrısı görmez. (Taberânî)
Aksıranı teşmit etmek, diş ve kulak ağrısından korur. (Şira)
Aksırandan önce, “Elhamdülillah” diyen yan ağrısı görmez. (Taberânî)
Konuşurken aksırmak, sözün doğruluğuna işarettir. (Taberani, Hakim)
Aksıranı 3 defaya kadar teşmit et. Daha sonra ister et, ister etme! (Tirmizî)
Arkadaşın aksırınca üç defaya kadar teşmit et, daha fazla aksırırsa nezle olmuş demektir. (Ebu Dâvud)

————

BİLGİ: Teşmit; aksırıp da, “Elhamdülillah” diyene, “Yerhamükellah” diyerek hayır ve bereketle dua etmektir.

Alıntı

*Bu yazı bir önsezidir…* *Öngörüdür…**Ferasettir…**Basirettir…**Ey Türkiye uyanık ol!*

*Bu yazı bir önsezidir…* *Öngörüdür…**Ferasettir…*

*Basirettir…*
*Ey Türkiye uyanık ol!*
Bugünlerde güney sınırlarımıza yığınak yapan, yüzlerce kilometrelik cephe oluşturmaya başlayan, *yarının büyük saldırısının hazırlıklarını yapan ABD’dir, Avrupa’dır, İsrail’dir.*
Kimlerin kırk yıldır PKK ile yapmaya çalıştıkları başarılı olmayınca etnik olarak ağırlıklı biçimde Türk kökenlilerden oluşan FETÖ’yü devreye soktuklarını gördük mü? Meselenin Türkiye meselesi olduğunu, etnik bir tarafı bulunmadığını FETÖ-PKK dayanışmasında izlemedik mi?
*İkinci dalga saldırı hazırlığı yapıyorlar!*
*Ama daha durun!*
FETÖ saldırıları durdurulmuş olabilir. Bu konudaki milli hassasiyet, mücadele, duyarlılık her tehdidi ortadan kaldırmıyor. Türkiye içindeki müttefiklerini kaybedenler, güneyimizde yepyeni bir tehdit inşa ediyorlar. *“İkinci dalga”* saldırının hazırlıklarını yapıyorlar. PKK üzerinden, terör üzerinden Suriye sınırı boyunca yeni cephe kuruyorlar. Aylardır yapılan yüzlerce TIR silah sevkiyatı Suriye ile sınırlı değil.
Kuzey Irak’tan Akdeniz’e bir harita çiziyorlar, bütün bu bölgeyi Türkiye ve coğrafyayı paramparça edecek garnizona dönüştürüyorlar. PKK’yı *“etnik”* bir mesele gibi bize yutturanlar, bunu da öyle yutturuyor ve maalesef bazılarımız buna inanıyor.
*İkinci 15 Temmuz Güney’den gelecek.*
Açık ve net bir şekilde not edelim, tarihe kayıt düşelim: *Bu silahlar Türkiye Cephesi’ni açmak içindir.* *“Üçüncü Cephe”*yi açmak içindir. O silahlar, Suriye’deki harita oluşur oluşmaz Türkiye’ye saldırı içindir.
Bu yüzden yığınak devam edecektir. Bu projeyi yürütenler de, FETÖ üzerinden Türkiye’ye saldıranlar da aynı güçlerdir. *15 Temmuz’da FETÖ’yü ülkemize saldırtan ABD ve ortakları*, bu sefer saldırıyı güneyden, Suriye’nin kuzeyinden yapacak. İkinci 15 Temmuz planıdır bu.
İki yıldır bu tehdit üzerine yazılar yazıyorum. Bugüne değil, yarına işaret ediyorum. Varolana değil yaklaşana dikkat çekmeye çalışıyorum. En az FETÖ duyarlılığı kadar bir kamuoyu hassasiyeti bu alana yönlendirilmelidir.
*FETÖ yerine içerideki yeni ortakları kimler?*
Unutmayın; her işgal, her saldırı içeride ihanet edecek kadrolarla yürütülür. *“İç işgalciler”*le yürütülür. Güneyden yaklaşan yeni işgal girişiminin, tehdidin Türkiye içinde ortakları yok mudur?
Can alıcı soru budur: FETÖ’den sonra bu ülkede kimlerle ortaklık kurdular? FETÖ yerine kimleri ikame ettiler? PKK bir dış tehdittir, bu planda PKK ile birlikte içeride kim iş yürütecek? Yeni 15 Temmuz’un *“iç işgalciler”*i kimler olacak?
Türkiye’yi kimler tuzağa çekiyor?
Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan işgalin, İran sınırından Akdeniz’e ulaştırılan haritanın, yüzlerce kilometrelik yeni cephenin içerideki ortakları kim?
*Tehdit bu kadar büyürken, yaklaşırken, yarın şehirlerimizi kana sulayacak silahlar Türkiye için hazırlanırken bir şey yapmıyor, yapamıyor oluşumuz çaresizliğimizden mi, imkansızlığımızdan mı yoksa içeride birilerinin Türkiye’yi oyalamasından mı?*
*Bu tehdit 15 Temmuz’dan bile büyüktür.* *Varsa bu ihanet 15 Temmuz’dan bile büyüktür.* Çünkü bu seferki saldırı doğrudan bir saldırı olacak, planın patronları açıktan cephede yer alacaktır! Türkiye için yeni ve yakın tehlike budur!
*İbrahim Karagül*

*Yeni Şafak Gazetesi*

Ve Kudüs Şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.


Sezai Karakoç, Alınyazısı Saati adlı şiirinde Kudüs’ü şöyle dile getirmiştir;

Ve Kudüs Şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.

Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.

Altında bir krater saklayan şehir.

Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi.

Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi

Hani Şam´dan bir şamdan getirecektin

Dikecektin Süleyman Peygamberin kabrine

Ruhları aydınlatan bir lâmba

İfriti döndürecek insana:

Söndürecek canavarın gözlerini

İfriti döndürecek insana

Ve Kudüsü terkettiğin o ikindi

Birinci Cihan Harbi günü vakti

Kan sızdırıyor kaburga kemikleri

Karlı dağlardan indirdiğin atların

Bir evde perdeyi indiriyor bir kadın

Mahşerin perdesini kıyametin perdesini

Ağlıyor yere inen saçları

Göğü yırtan kefen beyaz elleri

Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.

Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.

Yeşile dönmüş türbelerin demiri

Zamanın rüzgâr gibi esen zehiriyle

Ve yatırlar patır patır kaçıyor geceleri

Boşaltıyorlar işgal edilmiş bir şehri boşaltır gibi

Kaçıyorlar Lût şehrinden kaçıyor gibi

Tuz heykele dönüşmemek için Tanrı gazabıyla

Susmuş minarelerin azabıyla

Yıkılmış cami kubbelerinin ıstırabıyla

Ve şehit kemiklerinin bakışı bir başka bakış

Artık burada taş bile durmak istemez

Ve ay´ı görmek istemez zeytin ağaçları

Eğilerek selâmlamazlar hilâli hurmalar

Artık ne Zekeriya ve ne İsa var

Sararmış bir tomar mı mucizeler

Ölülerin dirilişi şifa veren kelimeler

Ve ne de Miraçtan bir iz

Yerden yükselen kaya

Ve Kudüs şehri. Artık yer şehri, toprak şehri.

Bakır yaprakların, çelik göğdelerin, acımasız yüreklerin

Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.

Kurşundan çiçeklerin şehri.

Gülle kusuyor ana rahmi

Bomba parçalıyor beynini bebeğin

Tanklar saldırıyor evlere bir anda ev yok tank var

Uçak var gök yok utanç var

Ve kime karşı bütün bunlar

Mâsûm müslümanlara karşı

Binlerce yıl oturdukları yurtta kalmak isteyenlere karşı

Ve kim tarafından bütün bunlar

Romanın, Babilin, Asurun ve Firavunların

Ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından

Zalime olan öcünü mazlûmdan almak

Zalim olmak ve en zalim olmak

Ve artık ne İbrahim ne Yakup ve ne Musa var

Tersinden okunan Tevrat Hükümleri

Karaya boyanmış Mezmurlar

Ve Kudüs şehri. İçiyle ve ruhuyla suskun

Göklere kaçmış hayaliyle

Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle

Bir başka âleme göçmüş hakikati

Tanrı katına varmış

İki elini kavuşturup divana durmuş

Hüküm istemiş

Yeryüzüne yeryüzü kadısına

Hüküm ki:

Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir

Ve haksız yere insan öldürenin cezası ölüm

Ve fitne, Arzı fesada verme, daha büyük suç adam öldürmekten

Fitne bastırılıncaya kadar savaşın!

Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar

Ey insanlık, ey insanlar

Ey gündüzden daha gündüz,

Hakikatten daha hakikat

Müslümanlar.

UNUTAMAYACAĞINIZ BİR HATIRA///Allah rızası için okuyun!…

UNUTAMAYACAĞINIZ BİR HATIRA///Allah rızası için okuyun!…
KUDÜS
Hafız-ı kurra Gönenli Mehmed Efendi Hocaefendi’den aktarılan bir hatıra: 
Hocaefendi’nin hac yolunda tesadüf ettikleri yağmur hadisesini tefekküre vesilesi olması niyazıyla kendisinden dinleyelim:
“Bakın, size bir yağmur hikâyesi anlatayım, şimdi hatırıma getirildi. Bendeniz karayoluyla ilk hacca giden kafilelerde bulundum. Biliyorsunuz, uzun bir süre hacca gitmek yasaktı, sonra -Allah razı olsun- Menderes zamanında kanunlar müsaade etti. İşte karayoluyla gidiyorduk. (Birden ağlamaya başladı ve sağ elini kaldırarak ‘Hey hey…’ der gibi havada salladı ve devam etti.)
Biliyor musunuz, bu millet Kâbe’ye, hacca hatta hacıya bile âşıktır. Urfa’dan geçiyorduk, otobüsün önüne insanlar yattı. Evet evet, yanlış duymadınız, (Eliyle önünde yol varmış da işaret ediyormuş gibi yaparak) böyle yere yattılar. Yola yattılar yola… ‘Yahu bunlar ne yapıyor?’ dedik, mecbur kapıyı açtık. ‘Kardeşim, ne istiyorsunuz?’ diye sordu şoför. ‘Vallahi, bu hacca gidenler bizde misafir olmazsa yerden kalkmayacağız’ dediler. Aman yâ Rabb’i!
Biz de vize işlemleri olduğunu, geç kalırsak kapıda çok zorluk çekeceğimizi onlarla konuştuk, bir şekilde ikna etmeye çalıştık. Neyse, gönüllerini aldık. Otobüste, ikramda bulundular… (Hocaefendi hem ağladı hem ağlattı.) Ya, bu millet işte böyle âşıktır. Yâ Rabb’i! Sen, hac yollarını bize aç, bu aziz milleti Haremeyn’e hâdim eyle. O yola gitmekten alıkoyan eşkıyadan bu milleti muhafaza eyle. Bizler, evlatlarımız, zürriyetimiz, inşaallah hayırlısıyla o mübarek yollara gidelim ve gelelim.
Neyse efendim, Kudüs’e dört beş otobüs peş peşe geldik. Biz, tam kapının olduğu yerden şehre girdik, birdenbire gök gürledi. Bir rahmet, bir yağmur ki sormayın… Fesübhanallah! Fakat o anda acayip bir şey oldu. Normalde yağmur yağdığında herkes sokaklardan kaçar, ıslanmamak için bir yere dâhil olur. Ama Kudüs’te yağmurun yağmasıyla insanlar sokağa döküldü.
Bizim hacıların bulunduğu otobüs kafilesinin etrafı insan seline döndü. Öyle ki arabaları sallıyor, pencerelere vuruyor, ağlayarak ve yüksek sesle bir şeyler söylüyorlardı. (Sanki olan biteni anlamıyormuş gibi tecâhül göstererek) Ben de görevliye sordum: ‘Kardeşim, ne bu gürültü, ne bu nümayiş? Bunlar ne bağırıp çağırıyorlar?’ diye.
Kafile başkanı ağlayarak bana ne dese beğenirsiniz? “Hocam, hep bir ağızdan ‘Kudüs’ün sahipleri geldi, Allah Teâlâ da yağmur indirdi’ diye bağırıyorlar.”
Meğer üç senedir Kudüs’e bir damla yağmur yağmamış. Ama ne acayip tecellidir ki bizim arabaların geldiği an, Cenâb-ı Mevlâ yağmur indiriverdi. Orada olduğumuz müddetçe insanlar, bu rahmete ve yağmura doya doya kandılar.
Yâ Rabb’i! Kudüs’ü küffâr elinden kurtar. Mü’minleri aziz eyle, şu zilletten cümlemizi halâs eyle. Bu necip milletimizi tekrar o mübarek beldelere hâdim eyle… Korktuklarımızdan emin eyle, kâfirlerin şerrinden bir an önce insanlarımızı kurtarıp halâs eyle. Ente mevlânâ fensurnâ alal kavmilkâfirîn, Allahümmensur men nasareddîn, vahzül men hazelelmüslimîn. (Sen bizim Mevlâmızsın, kâfirlere karşı bize zaferle yardım et. Allah’ım! Dinine yardım edenleri muzaffer eyle, Müslümanlara eziyet edenleri perişan eyle.) Âmin, âmin bihürmeti Tâhâ ve Yâsîn.”