Cuma’nın farklı olmasını ve bambaşka yaşanmasını kolaylaştıracak pratik uygulamalar ve Cumaların hayatımızda merkezi bir yer tutması ve çocuklarımızın Cuma endeksli büyümeleri temennisiyle.

السلآم عليكم ورحمة الله وبركاتـــه  
Bu konuda benim çocukluğum, Allah’ın inayetiyle, çok şanslı geçti. Babam esnaftı ve Cuma günlerini kendine haftalık tatil yapmıştı. Biz babamızın Cuma günleri bizim için evde olduğunu sanırdık. Babanın, senin için evde olması zaten güzel; Cuma günü evde olması ise harikulade birşey. Okul günlerinde, Cuma sabahları bizi “hadi, Allah zihin açıklığı versin” diyerek okula gönderirdi, okul tatillerinde elimizden tutar Cuma’ya götürürdü. Cuma’ları beraber kahvaltı ederdik. Cuma günleri bizim ev bayram evi gibi olurdu. Daha sonra İmam Hatip’te yatılı okulda da Cuma’lar hep ayrıcalıklı günlerdi. 
Cuma’nın farklı olmasını ve bambaşka yaşanmasını kolaylaştıracak pratik uygulamalar. 
1. Annem, biz küçücükken, “size Cuma suyu deysin” diye daha Perşembe akşamından bizi yıkardı. Sonraları Cuma sabahı evden gusul abdestli çıkmamız için çok geyret ve teşvik ederdi. İstanbul’un göbeğinde otururduk ama biz çocukken bizim evde sıcak suyu bırak, evin içinde su akan musluk yoktu; şu dışarıdan gelir ve ısıtılırdı. Artık sıcak suyun musluktan aktığı evlerde, Cuma günü babalar ve anneler de dahil olmak üzere çocukların gusulsüz evden çıkmaları çok yakışık almaz herhalde. 
Evinizde, bayramı daha Perşembe akşamından başlatın; siz de yıkanın. Ömürleri cezaevinde geçen ulema da öyle yaparmış, Cuma günü gusul alıp, temiz giyinip Allah’a münacaat ederlermiş. Allah’im! Müsait olsaydı Cuma’ya gidecektim; nerede olduğumu sen biliyorsun. Ama yine de ne olur ne olmaz, belki de bir mucize olur da bizi bırakıverirler veya Cuma’ya götürürler diye gusul abdestli temiz elbiseli bir şekilde gidip kapıda beklerler, oradan dışarı bakarlarmış. 
2. Bize yeni bir elbise, ayakkabı alınması zaten nadir bir olaydı. Annem yeni elbiseyi bizlere ilk önce ya bayram günü ya da Cuma günü giydirirdi. Kendilerine neredeyse her hafta giyecek bir şey alınan bugünkü çocuklarınıza bu Cuma uygulamasını hala yapabilirsiniz. Yeni bir şeyi giymek için Cum’ayı beklesinler. Annemiz bize bu uygulamayı iç çamaşırları için bile yapardı, hem yeni bir şeyi hem de temiz olanı Cuma günü giymemiz gerektiği beynimize kazınırdı. 
3. Cuma günü temiz, belki ütülü, ve mümkünse beyaz giymek daha güzel. Anahtar kelime: “presentable” eli yüzü düzgün, toplum içine çıkabilir; ŞIK VE BAKIMLI ve mümkünse beyaz gömlekli, tişörtlü vs. Elhamdülillah, ABD’de henüz böyle bir problem yaşamaya başlamadık ama, isterseniz Türkiye’de ayakakbi konusunda bir istisna yapın ve çocukları ayakkabılarının en iyisi ile Cuma’ya göndermeyin.  
Şimdi, bizim evin annesinin, Cuma’ları beyaz giyme şartı var. Bu bir askeri uygulama neredeyse. Cuma’ya gideceklere zaten beyaz giyme şartı koyar; Cumaya gitmeyenleri bile kapıdan geri çevirir ve beyazı zorla giydirir; okula gitmek zorunda olan çocuklara ve hatta evde kalacak ve cumaya gidemeyecek olanlara bile “bugün Cuma beyaz giy” diye beyaz prensibini hala uygular. Cuma’ya gidemeyecek kadar evde hasta yatıyor olana da Cumaları beyaz giyme mecburiyeti var bizim evin annesine göre. Çocuklar hakikaten pratik olarak Cuma’nın faklı olduğunu idrak etmeli ve o farkı bizzat tecrübe edip yaşamalılar. 
4. Haftanın en güzel günü Cuma’dır. Bunu Allah böyle yaratmıştır. Eğitim beyin yıkama prosesinden başka bir şey değildir. Şayet kendi çocuğunun beynini sen yıkamazsan, onun beyninin yıkanma işlemini okula, televizyona, filmlere, sokağa, ve belki de şeytana devrediyorsun demektir. Onun için bugünün çocukları haftanın en güzel gününün Pazar olduğunu sanırlar. 
Ben çocuklara haftalık harçlıklarını Cuma günleri verirdim ve bunu bir rutine bağlamıştım. Babamım bize yaptığı gibi, Cuma sabahları, çocukları kapıdan okula ben uğurlardım. Kapının eşiğinde her haftanın mutad sorusu şuydu: “What iş the best day of the week?” Cevabı veren haftalık harçlığını alırdı. Biz bunu yıllarca böyle yapmaya devam ettik. Her hafta aynı soru. İki çocuğu birden gönderiyorum ama birbirlerinin şeheadetinde her ikisine de aynı soruyu ayrı ayrı sorardım. Ben “Jeopardy” otoritesi ile sorardım, çocuklar da “bir milyon kazanmak ister misin”heyecanı ile cevaplarlardı. İşin asli ve çocukların paradan daha çok ilgilendikleri şey, benim onlarla birebir zaman harcıyor olmamdı; babanın ilgisini en yüksek seviyede üzerlerinde buluyorlardı ve bu tiyatroyu oynamaktan çok özel bir zevk alıyorlardı. Haftalık harçlığını, haftanın en güzel gününde ve Cuma’nın haftanın en güzel günü olduğunu söyledikten ve babanın özel alakasını gördükten sonra alan çocuk Cuma’nın gerçekliğine ve önemine inanmaz mı? 
5. Cuma farkını farketmenin, farkettirmenin başka bir yolu daha. Bizim çocukluk evinde de öyleydi şimdiki evde de böyle: Cumaları yemekler daha güzel çıkar. Cuma’dan eve geldik mi sofrayı hazır bulurduk biz; şayet baba evdeyse, hem de babaya özel yemeklerle. Çok nadir de olsa mangalı sadece baba yaktığı için, kebaplar bayramın dışında ancak Cuma günleri yenirdi bizim evde. Kebap Cuma günlerini hakikaten de faklı yapardı. Bugünün modern dünyasında, belki babası kızını alır Cuma’ya götürür, namazdan sonra kızıyla bir kebap yer veya bir yere otururlar da beraberce sıcak çikolata içerler veya bir dondurma yerler; hem de başbaşa. Şimdi bu kızcağız Cuma’nın farkını anlamaz mı? 
Sonra biz İmam Hatip yatılışında, Cumaları dolu dolu yaşardık. En güzel yemekler Cumaları çıkardı. Rutin aynıydı. Cumadan çıkar, pansiyona geçer, ve haftanın en güzel yemeğini hazır bulurduk. Biz, hakikaten Cuma’ları dört gözle beklerdik. 
Çocuğunun sevdiği yemeği öğle veya akşam yemeği için ama Cuma günlerine denk getirirsen, çocuğun kafasında “Cuma günü özel bir şey olacak” diye kalırsa, veya senden istediğini, yapacağını bildiği için Cuma için sipariş verirse, artık çocuğun beyni yıkanmaya hem de senin tarafından ve olumlu olarak yıkanmaya başlamış demektir. (Beyin yıkama lafını eğitime yakıştıramayanlar, gitsinler biraz eğitim makaleleri okusunlar, üzerine de biraz sosyal psikoloji çalışsınlar.) 
6. Baba işte diye, anne çocuğu Cuma’dan mahrum bırakmayacak. Türkiye’de cami yürüyüş mesafesinde, daha olmazsa komşu ile göndereceksin. Dışarıda, buralarda, insanların hayatında neredeyse Cuma hutbesinden başka eğitim aracı kalmadı. Anneler! Hadi Cuma’ya, hutbe dinlemeye; kızlı erkekli süsleyin çocuklarınızı beyazlarla, giyindirin onları ve parka gidiyormuş heyacanı ile tutun ellerinden ve götürün onları Cuma’ya ve, sanki düğüne gidiyormuş gibi; hatta hutbe dinleyecek yaşta olmasalar bile. Araba sürmüyor olsanız bile yine de gitmeye çalışın; arkadaşın yoksa ve hatta paran da yoksa, cami yönetimini ara, garanti senin alieni camiye getirecek bir gönüllü bulur onlar; daha olmazsa ayda bir de olsa taksi tut, gene götür. Başka bir ailenin senin alieni Cuma’ya götürmesi veya Cuma’ya taksi ile gitmen çocuktaki Cuma kavramını daha da pekiştirecek, insha-Allah. 
Unutmayalım; ümitlerimiz, hayallerimiz, gayretlerimiz, ve amellerimiz de duadir. Tam bu gayretler ve güzel niyetler sırasında Cuma gününde saklı olan o tılsımlı zamana, Allah’ın duaları kabul ettiği o eşref saatine denk gelirsek, işte senin, benim, bizim, hepimizin bayramı odur. Haftanın bayramının Cuma’da olduğunu boşuna şöyelememişler herhalde. 
Cumaların hayatımızda merkezi bir yer tutması ve çocuklarımızın Cuma endeksli büyümeleri temennisiyle.  

Allah’a emanet olunuz 

   

 جزاكم الله خيرا والسلآم   

   

Kadir Gündüz

ŞEYTAN; (SİZE BİZE HEPİMİZE)AMAN LADES YAPMASIN!…

Ladesi bilir misiniz? Küçükken oynardık hep..Sizler de hayatınızın bir diliminde oynamışsınızdır sanırım, hatırlarsınız bu oyunu.. 

Hani genellikle sofrada tavuk yendiğinde, lades kemiği-tavukların göğsündeki köprücük kemiği- iki kişi tarafından tutularak ayrılır ve diğerinin “aradaki söz”ü unutturup, gafletine denk getirerek, eline bir şey vermesiyle son bulur oyun..

  

Kaybeden, lades yapana, başta anlaştıkları şeyi verir-öder. Ama taraflardan birisi, diğerinden bir şey alırken “aklımda” derse lades olmaz, oyun devam eder..

  

Ta ki “söz” aklından çıksın ve “aklımda” demeden bir şey alsın ondan..

   

  

En büyük ladesci, lades ustası kimdir biliyor musunuz?

 

Şeytan! Evet O!

 

 

Uğraşıyor yüzyıllardır.

Bıkmadan usanmadan, hergün yeni taktikler geliştirerek.

 

Bakın Kur’an’a:”…Andolsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım.

 

 

Sonra önlerinden, artlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım, çoğunu sana şükreder bulamayacaksın” dedi.” *

 

Çok da deneyimli, tam bir lades ustası..

 

 

Adem aleyhisselam’dan beri tecrübe sahibi olmuş..

 

Hem insanı, zaaf noktalarını, giriş yapacağı kapıları çok iyi biliyor.

 

 

Kimini siyasetle, kimini riyasetle,

 Kimini malla, şan-şöhretle,

Kimini de şehvetle aldatıyor, avlıyor.

 

Önden, arkadan, sağlardan, sollardan, 4 yönden gelerek, sürekli kandırmaya çalışıyor. “Sinsice göğüslere ve kalplere vesvese vererek”**

 

Elest bezminde Rablerine verdikleri sözü, unutturmaya çalışıyor insanlara..

 

Çünkü lades yaparsa, bir ebediyet yolcusu daha yitirecek cennetlerini!

  

Lades yaparsa, bir kul daha gözden düşecek!

 

Ödül de, kayıp da büyük.

 

 

Ebedi hayat ve O’nun rızası.

 

Bir oyun bu lades, kıyamete dek sürecek.

  

Ey nefsim, sen de aldanma ona!

 

Sana gelişlerini, en süslü, en cazibedar, en albenili duruşlarını görmezden gel!

Hep “Aklımda” de!..

Nerde ve hangi işle meşgul olursan ol, Rabbin hep aklında olsun.

“Aklımdasın ya Rab! Benlesin”de. Sendeyim bak, hiç unutmadım seni..

 

Ve sen ey okuyucu, üstüne alın!

  

“Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah’ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.” ***

 

Çok sıkıştırdığında bile seni, pes etme sakın!

  

Dua ve çok secdeyle Rabbine sığın.

 

Zorlandığında hemen 11 kez Felak, 11 kez de Nas suresini oku.

İksir gibidir, hemen keser içten ve dıştan gelen şeytani hücumları.

 

 

Aklımızda-saklımızdasın!

 

Şeytanın lades yapma taktikleri çoktur, hazırlıklı olmalı.

 

 

“Aklımda” demeli hep..Sobelemeli nefsi ve şeytanı.

Aklı, fikri, yüreği Allah’da sabitlemeli ki lades yapamasın!

 ●

  

Bendesin..

 

Öğretmenim, elimde tebeşir kara tahtada, ama aklımdasın ya Rab!.

 

 

Doktorum, ameliyatta, ama aklımdasın ya Rab!

Öğrenciyim dersde, aklımdasın..

Anneyim çocuk sallıyorum, aklımdasın.

Ev hanımıyım yemek yapıyorum, aklımdasın, sendeyim.

Caddelerde kalabalıktayım aklımdasın, benlesin.

-Ladesim lades olsun mu?

-Aklımızdasın ya Rab!

 

-Ladesim lades olsun mu?

 

 -Elimiz işte ama yüreğimiz sende, aklımızda-saklımızdasın!

 

-Ladesim lades olsun mu?

 

-Aklımda!

….

 

* A’raf Suresi 16 ve 17

** Nas Suresi 4-5

*** A’raf 201

 alıntı