Nisan yağmur suyu ile şifa için hala vakit var! (Aşağı yukarı güneş takv. mayıs ortasına kadar devam eder)

 

2017 nisan yağmuru toplamak hakkında uyarı-tedbir icabı

https://mektebun.wordpress.com/2015/04/06/nisan-yagmuru-suyu-zemzem-gibidir-mutlaka-okuyup-paylasin-ki-bu-firsati-kacirmayalim-2015-yili-icin-rumi-takvime-gore-rumi-7-nisanda-basliyor-rumi-nisan-ayi-sonuna-kadar-toplanabilir/

 

Dinimize göre tırnak kesme adabı…

Sünnete göre tırnak kesme adabı, günü ve hakkında hadisler(değişik kaynaklara göre)

Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldir. (Dürr-ül-muhtar) 
Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (Ebuş-şeyh) 

Birgün, ‘Peygamber Efendimiz sallâllâhu aleyhi vesellem’ tırnaklarını sırasıyla keserken bir yahudi çocuğu onu görmüş ve :

“Tırnaklarını aynı benim babam gibi kesiyorsun!..” demişti.

Bunun üzerine ‘Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi vesellem’ yahudilere benzememek için tırnaklarını karışık olarak kesmeye başladı…

[Kaynak: İmâm-ı Gazalî, İhyâ-u Ulûmiddin]

Tırnak kesmeye sağdan başlanır. Önce sağ elin şehadet parmağından başlanır, küçük parmağa doğru sırayla kesilip, sol elin küçük parmağından başlayarak, başparmağından sonra, sağ elin başparmağının tırnağı kesilerek bitirilir. Ayak parmaklarında da, sağ ayağının küçük parmağından başlar ve sol ayağın küçük parmağında bitirilir. (Hindiyye)

 

Tırnak kesmenin şekli nasıl olmalıdır?

Herhangi bir rivayete dayanmaksızın tırnak kesmede şu tertibe uyulması tavsiye edilir: Önce sağ elin şehâdet parmağından başlayarak, sonra orta, yüzük, serçe parmaklarını tırnaklarını sırayla kesip en sonunda başparmağa geçilmelidir. Sol elde ise küçük parmaktan başlayıp yüzük, orta, şehâdet ve başparmağa sırayla geçilmelidir. Ayak tırnakları kesilirken sağ ayağın küçük parmağından başlayıp sol ayağın başparmağına geçip sırayla en son küçük parmağa ulaşılmalıdır. Tırnaklar parmağa zarar vermeyecek şekilde imkân nispetinde dipten kesilmelidir.
Tırnakları cuma günü kesmek, müstehabdır. Hazret-i Âişe vâlidemizden nakledildiğine göre, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz: 

“Kim Cuma günü tırnaklarını keserse, Allah onu öbür Cuma’ya kadar ve üç gün daha fazlasıyla belâlardan korur.” buyurmuştur. (Dürrü’l-Muhtar, c. VI, sh: 405)

Bir diğerhadis-i şerifte ise: 

“Cuma günü tırnak kesmek, şifaya sebeptir.” buyrulur. (Ebu’ş-Şeyh) 

Deylemî’de ise tırnak kesme günü olarak Perşembe’yi gösteren hadisler de zikredilir. Mesela; Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-’a: 

“-Yâ Ali, tırnak perşembe günü kesilir. Cuma günü de, koku sür ve yeni elbise giy.”buyurmuştur. (Deylemî)

Yine Perşembe günü tırnak kesmek hakkında şöyle denilmiştir: 

“Kim göz ağrısından, barastan (yani alaca hastalığından) ve cünûndan (çıldırmak, delilik) emin olmayı murâd ederse, Perşembe günü ikindiden sonra tırnaklarını kessin.” (Şîr’a) 

Tırnakları Cuma günü, Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldir, diyenler de olmuştur.(Dürrü’l-Muhtar)

Başka bir hadîs-i şerîfte de, Peygamber Efendimiz’in Cuma günü namaza gitmeden önce, tırnaklarını kestiği bildirilmiştir. 
Tırnakların nasıl kesileceği hakkında ise pek çok görüş vardır: 

İmam-ı Nevevî’ye göre, müstehab olan, ellerden başlamaktır. Evvela sağ elin şehâdet parmağından başlanıp, sonra orta parmaktan küçük parmağa kadar sıralı kesilir. Sonra başparmak kesilir. Daha sonra sol elin küçük parmağından başlanıp sırayla başparmağa gelinir. Bundan sonra sağ ayağa dönülüp en küçük parmaktan başlanılarak sırayla sol ayağın en küçük parmağında bitirilir. 
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha-’dan şöyle bir rivayet vardır: 

“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana hitâben buyurdular ki: «Ey Âişe! Sen tırnaklarını kestiğin zaman, orta parmağından başla, sonra serçe parmağına, sonra başparmağına, sonra orta parmak yanındaki parmağına (yüzük parmağı), sonra şehâdet parmağına geçerek kes. Tırnakları böyle kesmek, zenginlik verir.” (Vekî)
Tırnak kesme usûlü, Ruhû’l-Beyân tefsirinde şöyle anlatılır: 

“Eller ayaklara nisbetle daha şerefli olduğundan ellerden başlanır. Ellerden de sağ el şerefli olduğu için sağ elden başlanır. Sağ elin şehâdet parmağı şerefli olduğu için şehâdet parmağından başlanır. Evvela şehâdet parmağı, sonra yüzük parmağı, sonra orta parmak, sonra küçük parmak ve sonra başparmağın tırnakları kesilir. Sol ele geçildikten sonra, küçük parmaktan başlanır; sıra ile atlamadan başparmağa kadar devam edilir. Ayaklarda ise, sağ ayağın küçük parmağından başlanır; sıra ile, sol ayağın küçük parmağında bitirilir.”
Peygamber Efendimizin sünnetinde tırnak kesimi önce el ve daha sonra ayak tırnaklarını kesmektir. Peygamber Efendimiz tırnak kesimine sağ elin işaret parmağından başlayarak keser ve elin avuç içinde birbirine gelecek şekilde yapıştırırlardı. Böyle yapınca parmakların oluşturmuş olduğu daireyi sağa doğru keserek tırnak kesimini yaparlardı. Ayaklarının ise sağ ayağının küçük parmağından başlar ve sol ayağının küçük parmağında bitirirlerdi.(Hattâb es-Sübkî, el-Menhel I/189)

Tırnak kesme usûllerinin birbirinden farklı olmasının sebebi, Peygamberimizin tırnaklarını her defasında aynı sırayla kesmemesinden kaynaklanır.

İNSANLAR NEDEN BAĞIRARAK KONUŞUR

İNSANLAR NEDEN BAĞIRARAK KONUŞURİslâm alimlerinden biri talebeleriyle Basra kıyısında gezinirken deniz kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Talebelerine dönüp:

“İnsanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.

Talebelerden biri:

“Çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince mübarek zat:

“Ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden yüksek sesle konuşuruz? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de duyurabilecek ve demek istediklerimizi rahat aktarabilecekken niye avazımız çıktığı kadar boğazımızı yırtarak bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Talebelerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: 

“İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak mecburiyetinde kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları lazım gelir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.

Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile lüzum kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini hakiki olarak seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra mübarek zat talebelerine bakarak şöyle devam etmiş: 

“Bu sebeple tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine müsade etmeyin, izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözlerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz… Allahü teala muhafaza buyursun…”

Evet Hazreti Mevlâna da ne diyor: 

“Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,

Eskici bağırır, antikacı bağırmaz,

Söyleyecek sözü, fikri kıymetli olan bağırmaz

Bağıran düşünemez, düşünmeyen kavga eder…”

Namazlarınızda mutlaka değişiklik olacak; bu yazıyı okuduktan sonra…

İÇTEN PAZARLIK
Öyle çok pazarlık ettik ki seninle ey rabbim

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabbim. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim cız etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, az sonra kılsam da olur dedim. Az sonralarım çok sonralara döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin. 
Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. Beni bana bıraklarla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana. 
İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim. 
İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, emrolunduğum gibi dosdoğru olmanın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. Sırası değildi; hele dur; sonra da olurdu. En Sevgilini bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım. 
İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor yar Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, ;”bitmez şimdi bu namaz!”; dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı. 
Bir Sen duydun beni ey Rabbim. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun. 
Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda ;”aferinlerr”; fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın. 
Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabbim. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine bana aitlerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım? 
Senai Demirci

Ben senin aciz hatalarıyla birlikte kulunum. Ya Rabbim beni sevdiğin kul eyle namazı dört gözle bekleyenlerden eyle. Sevgiliyi bekler gibi. Ya Rabbim beni senden ayırma. Ya Rabbim aşkınla doldur kalbimi. Ya Rabbim seni sevmeyi sevdiklerini sevmeyi nasip eyle. Sevdiğin işlerle meşgul eyle. Sevmediğin kişilerden, işlerden fersah fersah uzaklaştır. Ya Rabbim beni de cümle ümmeti Muhammedi nimetine erenlerden eyle. Salih ve salihalardan eyle Ey Yuceler Yucesi Rabbimiz
Amin

ÜLKEMİZ OLARAK İÇİNDEN GEÇTİĞİMİZ BU SIKINTILI ZAMANDA BİZE DÜŞEN!

ÜLKEMİZ OLARAK İÇİNDEN GEÇTİĞİMİZ BU SIKINTILI ZAMANDA BİZE DÜŞEN!
Muhammed İkbâl’ in bir sözü var:

“Türklerin üzerine oynanan oyunlar, dünyada hiç bir milletin üzerine oynanmamıştır..

Fakat her şeye rağmen ALLAH yolunda gayret ediliyorsa, bu onların ecdatlarının onlara yaptığı Duaların bereketiyledir..”

“Demek ki bizde kendi zürriyetimiz ve nesillerimiz için mutlaka Dua etmeliyiz..”

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi.

2016 yılı dini günler takvimi

3 Ayların Başlangıç Gecesi:…..7-8 Nisan, Perşembeyi/Cumaya bağlayan gece

3 Ayların Başlangıcı:…………..8 Nisan Cuma


Regâib Kandili Gecesi
:…………7-8 Nisan,Perşembeyi/Cumaya bağlayan gece

Kandil Günü……………………..8 Nisan/Cuma 

Mi’râc Kandili Gecesi:………….3-4 Mayıs,Salıyı/ Çarşambaya bağlayan gece

Kandil Günü:……………………..4 Mayıs/Çarşamba          

Berât Kandili Gecesi:……………21-22 Mayıs,Cumartesiyi/Pazara bağlayan gece

Kandil Günü:……………………..22 Mayıs/Pazar      


Ramazan Ayı Başlangıcı
:……….5-6 Haziran, Pazarı/Pazartesiye bağlayan gece     

Ramazân Başlangıcı:……………6 Haziran,Pazartesi

 Kadir Gecesi:…………………….01 – 02 Temmuz, Cumayı / Cumartesiye bağlayan gece

Arefe Gecesi:……………………..3-4 Temmuz, Pazarı/Pazartesiye bağlayan gece

Arefe Günü:……………………….4 Temmuz Pazartesi

Ramazan Bayramı Gecesi:……..4-5 Temmuz, Pazartesiyi/Salıya bağlayan gece

Ramazan Bayramı:………………05 – 06 – 07 Temmuz, Salı / Çarşamba / Perşembe


Arefe Gecesi
:……………………..10-11 Eylül, Cumartesiyi Pazara bağlayan gece 

Arefe Günü:……………………….11 Eylül Pazar


Kurban Bayramı Gecesi
:………..11-12 Eylül, Pazar gecesini/Pazartesiye bağlayan gece

Kurban Bayramı:…………………12 – 13 – 14 – 15 Eylül, Pazartesi / Salı / Çarşamba / Perşembe


Hicri Yılbaşı Gecesi
:……………..1-2 Ekim, Cumartesiyi/Pazara bağlayan gece

Hicrî Yılbaşı(1 Muharrem1438): 02 Ekim, Pazar

Aşure Günü Gecesi:………………10-11 Ekim, Pazartesiyi/Salıya bağlayan gece

Aşûre Günü(10Muharrem1438): 11 Ekim, Salı


Mevlid Kandili Gecesi
:…………..11 – 12 Aralık, Pazarı/ Pazartesiye bağlayan gece

Kandil Günü:………………………12 Aralık Pazartesi