SOSYAL MEDYADA HAYATIN HER ANINI PAYLAŞMAK HAKKINDA…

SOSYAL MEDYADA HAYATIN HER ANINI PAYLAŞMAK HAKKINDA…
Sosyal medyanın yeni fenomenleri 7’den 70’e hemen hemen herkesin tüm hayatlarını sosyal medyada naklen yayımlaması..!

Kocişkoyla kahve keyfisi…

Bacişkolarla gıybet time…

Süslenen tabak çanaklarda (keyifli hissediyor) selfiesi…

Ben gezmeye hazırım (ayna) selfiesi…

Arabayla yol videosu (müzik son ses kop hacı kop)…

Çocuklarla kaliteli vakit selfiesi…

Bu akşam yemekler kocamdan selfiesi…

Gelen misafire ikram edilen yemekler (Bakın ben ne kadar marifetliyim) selfiesi…

Birkaç kişi toplanıp hoş sohbet, muhabbet etmek varken masadakileri çekip sosyal medyada (arkadaslarla keyif) diye paylasmak, sohbet boyunca “acaba kim gördü, kim begendi, kim ne yorum yazdı” diye bu boş şeylerle meşgul olurken neyin keyfinden bahsediyorsunuz ki?

Mesela hamile hanımların bebişlerinin ilk ultrason resimleri, alınan kıyafetleri, dogum öncesi “baby shower” partiler, yani kısacası bebegin 9 ay’ını dolu dolu naklen sosyal medyadan izliyoruz!

Evlerini boya badana yaptırıp bir koltuk takımı degistirince evlerinin dekor resimlerini degisik sayfalarda yayımlatmakta ayrı birsey sanırım…

Mesela bir eve misafirlige gidildiginde zaruri bir ihtiyac olmadıkça girilmekten haya edilen yatak odalarını yüzlerce kisiyle sosyal medyada paylasmak neyin kafası çözemiyorum…

Sosyal medya mecrasında

Herkes saglıklı besleniyor

Herkes sporcu

Herkes keyifçi

Herkes aşçı

Herkes mutlu

Herkes gezmelerde

Herkes pastaneci

Herkes tasarımcı

Herkes sunumcu

Herkes marifetli

Herkes dekorasyoncu

Herkes sosyal

Herkesin bir sürü kankisi var

Herkes bişey…

Eskiden bir gün boyunca yapılan şeyler kilitli günlüklere yazılır, kimseye gösterilmezdi…

Şimdi her dakikayı naklen yayımlayıp güya sosyal oluyorlar!!!

Zaten bu tür şeyleri paylasmıyorsanız çevreniz sizi; kendini eve kapatmış, asosyal bir hayat yaşayan zavallı olarak nitelendirebilirler… (Alıntı)

 

Kısa Not; Zaten gereğinden fazla kullanıldığından en değerli sermayemiz olan vakti kaybediyoruz. Diğer yandan bu tür paylaşımlar yetişkinlerin ruh sağlığını bozup, sahip olduklarını yetersiz görmeye sebep oluyor. Dinimizin övdüğü kanaat ortadan kalkıyor. Maalesef aile içinde paylaşımı da azaltıyor.

Okunması çok faydalı bir yazıPişman olacağın, dizlerini döveceğin o gün gelmeden aklını başına al…

Okunması çok faydalı bir yazı
Pişman olacağın, dizlerini döveceğin o gün gelmeden aklını başına al…

__________________________________________________________
Anne karnındaki bir çocuğun ağzı vardır, gözü vardır, kulağı vardır, eli vardır, ayağı vardır. Bütün aza ve cihazatı tam tekmil verilmiştir. Halbuki bunların hiçbirine orada lüzum yoktur. Orada çocuk, gıdasını, göbeğinden annesine bağlı bir hortumla almaktadır. 
Şimdi bu çocuk:
– Ya Rabbi! dese, şu hortum bana yetmektedir. Peki şu ağıza, şu göze, şu kulağa, şu ele, şu ayağa ne lüzum vardı. Hiçbir işime yaramamaktadırlar? 
Herhalde ALLAH’dan şöyle bir cevap alacağı muhakkak:
– Acele etme kulum, aklının almadığı şeye de müdahale etme. Sen kısa bir müddet sonra öyle bir âleme gideceksin ki; burada ‘her şeyim’ dediğin hortum, orada hiçbir şeye yaramayacak, kesilip atılacak. Lüzumsuz sandığın ağız, göz, kulak gibi şeyler de en lüzumlu cihaz durumuna geçecek.”
O çocuk bu gerçeklere inanmasa ve bir inkârcı olarak dünyaya gelse, hakikaten hortumun işe yaramadığını, ebenin onu kesip kaldırıp attığını; lüzumsuz sandığı ağız, göz gibi cihazların devreye girdiğini, onlarsız olunmayacağını görse utanır mı, utanmaz mı? İnanmadığı için dizlerini döver mi, dövmez mi? 
Şu anda biz de, tıpkı o çocuk gibi bir ananın karnındayız. 9 ay, 9 sene veya 90 sene sonra bir başka dünyaya doğacağız. O dünyanın adı “Ahiret”. Biz şu anda dünya anamıza maddi hortumlarla, midemiz ile bağlı durumdayız. 
Eğer biz:
-İşte geçinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Şu Namaza, oruca, hacca, zekâta, dine, imana, İslâm’a ne lüzum var? Dersek Rabbimizden şöyle bir cevap alacağımız muhakkak! 
– Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkacaksınız. Öyle bir âleme götürüleceksiniz ki orada ‘her şeyim’ dediğiniz bu maddi hortumlarınız hiçbir işe yaramayacak. Lüzumsuz sandığınız namaz gibi, zekât gibi, hac gibi ibadetler de en lüzumlu şeyler durumuna geçecek. Orada insanlara arabasına, parasına, servetine ve suretine göre değil; kalbine, ameline ve ibadetine, namazına göre değer verilecek.
Yani namazınız, zekâtınız, orucunuz, haccınız, hayır hasenatınız, ahirette sizin için her şey olacak. El olacak, ayak olacak, dil olacak, dudak olacak, villa olacak, havuz olacak, senet olacak, berat olacak, uçak olacak, sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kısaca Cennet olacak. 
Eğer biz bilgiçlik eder, fen ve teknik asrında olduğumuzla şımarır, Rabbimizin hikmet lisanıyla buyurduğu bu gerçekleri kabul etmez, ibadetsiz bir tembel veya bir inkârcı olarak ahirete gider, gerçekleri görürsek utanmaz mıyız? 
Hakikaten her şeyim dediğimiz hortumlarımızın, yani arabamızın, apartmanımızın, paramızın, pulumuzun hiçbir işe yaramadığını müşahede ederek, ibadetlerin her şey olduğunu anlasak o anne karnında ağzı lüzumsuz gören çocuk gibi mahcup olmaz mıyız? Dizlerimizi dövmez miyiz? 
Keşke inansaydık; keşke namazımızı kılsaydık; orucumuzu tutsaydık; zekatımızı tam verseydik; ALLAH (c.c.) için yaşasaydık; eşsiz insan şanlı Peygamber Hz. Muhammed ( s.a.v)’in yolunda yürüseydik demez miyiz?
Sevgili Kardeşim!

Pişman olacağın, dizlerini döveceğin o gün gelmeden aklını başına al…
Selam ve dua ile İnşaallah…

Alıntı

Nereden nereye? Kendimize yabancılaştık, nezaketin, güzel ahlakın, öz sevginin, hakiki saygının dünyayı unutur olduk….!!

Nereden nereye? Kendimize yabancılaştık, nezaketin, güzel ahlakın, öz sevginin, hakiki saygının dünyayı unutur olduk….!!—————————————–
Her tavrın bir zerafeti vardır; oturmanın, kalkmanın, eşyaya bakmanın…      

        Gönüllerdeki zerafet dışa yansıdıkca hayat güzelleşir. Bir zarif adam dedi ki: -“Çocukluğumu hatırlarım, biraz hızlı yürüsem, ayağımı yere vurarak bassam; kızarak, parlayarak değil; inandırarak, anlatarak:

     “-Her şeyin bir canı var yavrum, tahta incinmez mi? Bizi üstünde gezdiriyor, bizim de ona hürmet etmemiz gerekmez mi?”derlerdi. 

” ” Bardağı yere koyarken ses çıkarmak ayıptı. Bardak ve konulduğu yer incinmemeliydi…

     Uyandırılmak istenen kişinin yastığına hafifçe vurularak : 

      “Âgâh ol erenler! denilirdi. . “Ben” diye konuşulmaz,”fakir” ifadesi kullanılırdı. Şayet ağızdan “ben” sözü kaçsa derhal ilave edilirdi “Benliğime lanet!”…
      Gelen misafirin ayakkabıları içeri doğru çevrilirdi. Kapıya doğru çevirmek,bir daha gelme, demekti.İçeri dönük ayakkabılarını giyen misafir, evdekilere arkasını çevirmeden giyer ve kapıdan çıkardı….! 

       “Kapıyı kapat!”denilmezdi Allah (CC) kimsenin kapısını kapatmasın diye,” Kapıyı ört, ya da, sırla.” denirdi. “Lambayı söndür.”denilmezdi Allah (CC ) kimsenin ışığını söndürmesin diye,”Lambayı dinlendir.”denirdi..

     -.Lamba yakılmaz, uyandırılırdı…     

       Yolda karşılaşanlar temenna ederlerken el kalbe götürüldüğünde

     ‘-muhabbetin yüreğimde.; dudağa götürüldüğünde “yâdın dilimde”, başa götürüldüğünde “. başımın üstünde yerin var.” denilmek istenirdi……

     Canlı cansız her şeyin bir hatırı vardı eskiden. “!

Peygamber efendimiz ( S.A.V.) in 63 yaşında vefatından sebep, 63 yaşını geçmiş büyüklerimiz yaşları sorulduğunda ‘ Haddi aştık ‘ derlerdi…!!

 

Yolda küçük büyüğünün önünden yürüyemezdi…
  —Nereden nereye? Kendimize yabancılaştık, nezaketin, güzel ahlakın, öz sevginin, hakiki saygının dünyayı unutur olduk….!!
    Bu şuurda müslümanlar olmak ve yetiştirmek duasıyla , hayırlı günleriniz olsun inşâ Allah…

fi emânillah…..
Alıntı

Gıybet hakkında ne dediler…

Bir adam; 
           Hz.Halid bin Velid’e (ra.)
 “Falanca adam senin hakkında konuştu”

 dedi.
   Hz Halid 

     “Kendi sayfasıdır istediği ile doldurur”     

                              dedi.

            …….
   Bir adam; 
       Vehb bin münebbih’e (ra)
    “Falanca adam senin hakkında konuştu”

                            dedi.
   Hz Vehb;
   “Şeytan senden başka elçi bulamadı mı?”

                           dedi.

              …..
     Bir adam 
       Ali bin Hüseyin’e
         “Falanca adam senin hakkında konuştu”

                              dedi.
    Ali bin Hüseyin
         “Eğer benim hakkımda söyledikleri doğru ise Allah beni affetsin. 

           Eğer doğru değilse Allah onu affetsin”
                       dedi.

             ……..
     Bir adam;
        İmam şafiiye (ra)
          “Falanca adam senin hakkında konuştu”

                      dedi.
        İmam Şafi (ra) 

   

            “Eğer doğru diyorsan sen dedikoducusun. 

              Eğer yalan söylüyorsan sen fasıksın”
                          dedi.

   

             ……
     Bir adam;
          Bir alime
              “Falanca adam senin hakkında konuştu”
                             dedi.
           Alim
             “O bana ok attı ama isabet ettiremedi.

              Sen ise oku getirip kalbime sapladın”
                             dedi.

              …..
      Bir adam;
            Bir Alime 
                 “Falanca adam senin hakkında konuştu”
                          dedi.
         Alim
       “Üç cinayet işledin;

             Kardeşim ile aramı bozdun.

             Boş kalbimi meşgul ettin.

             Kendini de, benim gözümden düşürdün dedi.”
             …..
   “Rabbim bizi Dedikodudan, gıybet ve su-i zandan muhafaza etsin inşaallah 

    Amin

Alıntı

MUHTEŞEM BİR ÇANAKKALE HATIRASI///Bir kıssa-“CEVDET DEDE” “BABAN GELİRSE BENİ HEMEN ÇAĞIR HA..!”

MUHTEŞEM BİR ÇANAKKALE HATIRASI
“CEVDET DEDE” “BABAN GELİRSE BENİ HEMEN ÇAĞIR HA..!”
Balıkesir’de Ali Sururi İlkokulu karşısındaki boşlukta, eski ayakkabı tamircisi, kır, pala bıyıklı bir ihtiyar olan Cevdet (Alkalp) dede vardı. Bir akşamüstü konu Çanakkale’ye gelince ağlamaya başladı. Ve devam etti…:
“Rahmetli babam, Hafız Ali Çanakkale’de kaldığında, anamın karnında yedi aylıkmışım. Onu hiç tanımadım. Bir fotoğrafı bile yoktu.
O günler çok zor günlerdi. Seferberliğin sıkıntıları, kuvayi milliye zamanı, işgal yılları, kurtuluş, yokluk, sıkıntı… Çocukluğumuz hep ekmek peşinde, sıkıntıyla geçti.
Ama anam, benim çocukluğumdan itibaren her sokağa çıkışta, her nereye giderse yanıma gelir ve:
– Oğlum ben pazara gidiyorum. Baban gelirse beni hemen çağır ha..!
– Ben teyzenlere gidiyorum. Baban gelirse beni hemen çağır ha..!
– Ben komşulara gidiyorum. Baban gelirse beni hemen çağır ha..! derdi.
Anam babamı bekledi durdu..
Büyüdüm, dükkân açtım.
Annem yine her bir yere gidişte dükkâna gelir, gideceği yeri söyler ve “Baban gelirse beni çağır ha..!” diye eklerdi.
Aradan yıllar geçti. Anacığım ihtiyarladı.
Gene hep değneğini kaparak bana gelir ve “Baban gelirse beni çağır ha..!” diye tembihlerdi.
Günü geldi ağırlaştı.
Ölüm döşeğinde bizimle helalleşti.
“Bana iyi baktınız, hakkınızı helal edin” dedi.
Bana döndü yavaşça:
“Baban gelirse ona: ‘Annem hep seni bekledi’ de!” dedi.
Birden irkilerek doğruldu ve kapıya doğru gülümseyerek:
“Hoş geldin bey, Hoş geldin!” diyerek ruhunu teslim etti.”
Alıntı

Çok güzel bir nasihat…

Büyük bir Alim, oğluna dediki:

Oğlum! hayatında üç şeyden tâviz verme; 

1. En iyi yemeği yemekten,
2. En konforlu yatakta uyumaktan,
3. En lüks evde oturmaktan …

Oğul, ”Biz fakîriz, peki ben bunu nasıl gerçekleştireceğim?” deyince Hekîm şöyle cevapladı: 

– Sadece acıktığında yemek yersen, en iyi yemeği yemiş olursun,

– Çok çalışıp yorgun bir vaziyette uyursan, en konforlu yatakta yatmış olursun,

– İnsanlara iyi muâmele edersen, onların kalbinde yer edersin; böylece de en lüks evde oturmuş olursun….

NAMAZIN ARTIRILIŞINDAKİ SIRLAR-sabah-öğlen-ikindi-akşam-yatsı-vitir namazları

NAMAZIN ARTIRILIŞINDAKİ SIRLAR*Evvelce Akşam namazı üç rekat ve diğer namazlar ikişer rekat farz kılınmıştı. 

*Buharide Aişe r.anha’dan şöyle rivayet edilmiştir. (Allah c.c. namazı farz kıldığında ikişer rekat farz kıldı. Sonra onu hazar vaktinde dört rekata tamamladı. Sefer namazını da ilk farz kılındığı haliyle bıraktı.)

*Yine Buharide Aişe annemiz r.anha den nakledilir. (Namaz iki rekat olarak farz kılındı. Sonra Rasulüllah sas hicret etti ve namazın dört rekat olması farzedildi. Sefer ise ilk şekli ile bırakıldı.)

*Rasulüllah sas Mekkede iken ve Medineye hicretten sonra bir ay gecmesine kadar bu hal üzere devam etti. Sonra öğle, ikindi ve yatsı namazları sefer vaktinde iki rekat olarak bırakıldı, hazar halinde dörder rekata çıkarıldı. Lakin sabah namazı uzunca surelerin okunması zahmetini ihtiva edeceğinden iki ve akşam namazı da üç rekat olarak bırakıldı.

Mahmud Esad-İslam Tarihi s. 555

Bu olay Rabiul-Ahır ayında gerçekleşti.

*Sabah ve Akşam namazı olduğu gibi kaldı diğer vakitler artıtıldı, gündüzün vitri akşam kılındı, sonra vitir namazı eklenerek gecenin vitri kılındı. Allah cc günü ikiye ayırarak gündüzü vitirle tekliğinin ispatı ile bitirip ve geceyide vitirle bitirerek yine tekliğini ispatlamış oldu

Müdevve
*Imam Malik ra dediki: Muhakkakki Aişe ra annemiz (Namaz ikin rekat iki rekat farz kılındı, mukimin namazı tamamlandı, yolcuya ise ilk farz kılındığı halde karar kılındı) dedi.

Muvatta Malik

*Imamı Malik ra Salih bin Keysan dan onunda Urvetübnüz-Zübeyr ra Nebi sas in eşi Aişe annemiz ra dan rivayetinde : (( Namaz mukimede müsafirede iki rekat iki rekat farz kılındı, yolcunun namazı öyle kaldı, mukim olana artırıldı. )) dedi.

*Aişe ra annemizin (( namaz iki rekar iki rekat farz kılındı )) sözünün açıklaması ki bu sözü ile namazın ilk farz kılınışını irade etti.

عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ: «أَوَّلُ مَا فُرِضَتِ الصَّلَاةُ فِي الْحَضَرِ وَالسَّفَرِ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ زِيدَ فِي صَلَاةِ الْحَضَرِ، وَأُقِرَّتْ فِي السَّفَرِ» 

Urve ra dan, Aişe annemiz ra dan mukakkak ki o ( mukim ve yolcuya ilk farz kılınışda namaz iki rekat farz kılındı, sonra mukim olanın namazı artırıldı, yocu olanınki aslı üzere karar kılındı) dedi.

ذِكْرُ الْبَيَانِ بِأَنَّ صَلَاةَ الْحَضَرِ زِيدَ فِيهَا خَلَا الْغَدَاةِ وَالْمَغْرِبِ

Mukim olanlara sabah ve akşam namazı dışındaki vakitlerde artırıldı.

عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ: «فُرِضَتْ صَلَاةُ السَّفَرِ وَالْحَضَرِ رَكْعَتَيْنِ، فَلَمَّا أَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَكْعَتَانِ رَكْعَتَانِ، وَتُرِكَتْ صَلَاةُ الْفَجْرِ لِطُولِ الْقِرَاءَةِ، وَصَلَاةُ الْمَغْرِبِ لِأَنَّهَا وِتْرُ 

النَّهَارِ» 

*Eş-Şa’bi ra dan, Mesruk ra dan Aişe annemiz ra dan (( Yolcunun ve Mukimin namazı iki rekat olarak farz kılındı, Rasulüllah sas iki rekat iki rekat ikame edince sabah namazı kıraetinin uzunluğundan ve akşam namazıda tek sayılı olduğu için o halde bırakıldı)) dedi.
NAMAZIN ARTIRILIŞINDAKİ SIRLAR-SABAH NAMAZI

İlk insan olarak yer yüzüne indirilen Babamız Adem as ile anamız Havva ra: bir cuma günü gündüzden 7 saat gectikten sonra ikinde vaktinden sonra akşama yakın indirildi, imsaktan yedi saat geçmişti indirildiklerinde ve cumartesi sabah vaktinde tan ağarırken Adem as iki rekat namaz kıldı. Böylece ilk insan ilk namazı sabah namazı vaktinde iki rekat olarak kıldı

Birinci rekat karanlık gittiği için,

İkinci rekatta tekrar aydınlık geldiği için şükür olarak. 

Adem as yer yüzüne indirilince akşam karanlığı basınca cennette bir karanlık görmeyen Adem as’ın içine bir korku düştü, işte bunun için tekrar hava ışımaya başlayınca sevinen Adem as iki rekat namaz kıldı.

Sabah namazı vaktinde ilk namaz kılan insan ilk insan Adem as dır. Mecme-ul-enhür c.1/ s.69
Birinci rekat gecenin karanlığından kurtulduğu için, 

İkinci rekatta tekrar gündüzün ışığının geri gelmesine şükür olarak. Bu sebeble namaz iki rekat olarak farz kılındı. Şerhu-fethul-kadir c.1/s.217
***

NAMAZIN ARTIRILIŞINDAKİ SIRLAR-ÖĞLEN NAMAZI

Zevaldan sonra öğle vaktinde ilk namaz kılan kişi Halilur-Rahman İbrahim as dır.

Koç fidye olarak gelip kendiside Allah cc tarafında (( Rüyanı doğruladın yani rüyadaki emre uydun…)) hitabı gelince dört rekat şükür ve tetavvu olarak namaz kıldı.

Birinci rekat; İsmail as kurban etme üzüntüsü gittiği için,

İkinci rekat; ona fidye olarak inen kurban için,

Üçüncü rekat; Allah cc rüyayı doğruladın hitabından Allah rızası için,

Dördüncü rekat; İsmail as kurban edilme imtihanına sabrı için.

Namazlar mukım olanlara dört rekata çıkarılırken artan vakitler bu hikmete binaen artırılmışlar. Allah cc en doğruyu bilendir.

Şerhu fethul-kadir c.1/s.220

***

NAMAZIN ARTIRILIŞINDAKİ SIRLAR-İKİNDİ NAMAZI

İkindi vaktinde ilk namaz kılan kişi Yunus as dır. Allah cc onu balığın karnından çıkarınca 4 rekat namaz kıldı.

Birinci rekat: Zellesinin zulmetinden kurtulduğu için

İkinci rekat: Gecenin karanlığından kurtulduğu için,

Üçüncü rekat: Suyun karanlığından kurtulduğu için,

Dörcü rekat: Balığın karnındaki karanlıktan kurtulduğu için,

Şükür olarak nafile kıldı ve bu vaktin sonra dört rekata çıkartılmasındaki hikmet budur.

Şerhu-fethul-kadir c.1/s.221

***

NAMAZIN ARTIRILIŞINDAKİ SIRLAR-AKŞAM NAMAZI

Akşam vaktinde şükür ve tetavvu olarak ilk namaz kılan kişinin İsa as olduğu söylenir.

Bu namazı Allah cc kendisine (( Ey İsa insanlara, beni annemi iki ilah edinin diye senmi söyledin…)) diye hitab edince ki bu hitab güneş battıktan sonra gelmişti işte o anda İsa as:

Birinci rekatı kendisinden uluhiyyeti nefyetmek için kıldı,

İkinci rekatı annesinden uluhiyyeti nefyetmek için kıldı,

Üçüncü rekatıda Allah cc eşsizliğini ve birliğini isbat için kıldı.

Şerhu-fethul-kadir c.1/ s. 222

***

NAMAZIN ARTIRILIŞINDAKİ SIRLAR-YATSI NAMAZI

Yatsı vaktinde ilk namaz kılan, Medyenden çıkıp yolu kaybettiği zaman Musa as idi

Musa as : 

Birinci rekat; Kadının üzüntüsü,

İkinci rekat; Kardeşi Harun as üzüntüsü,  

Üçüncü rekat; Düşmanı Firavunun üzüntüsü ve çocuklarının üzüntüsünde iken,

Allah cc onu kurtardı ve vadinin kenarından çağrıldı ve 

Allah cc onunla konuştu işte o zaman dört rekat namaz kıldı ve bizede bu vakit artırılırken dörde çarıldı. 

Dörcü rekat; Allah cc ona nidası, onunla konuşması ve Risaletle görevlendirilip kardeşi Harun as yardımcı isteğinin kabulüne şükür olarak kıldı.

Bu hikmete binaen bizede dört rekat farz kılındı. Şerhu-fethul-kadir c.1/ s. 223.

***
Efendimiz sas’e ve ümmetine; miracda bir gece ve gündüzde beş vakit namaz farz kılındıktan sonra, bu farz namazların ilkine 27 receb öğle namazı ile başladı ve imamı Cebrail as idi. Kabenin yaninda kılındı, şimdi orası hufratı Cibrail as veya makamı Cibrail as olarak bilinmektedir.

Cebrail as dan namazı öğrenen Efendimiz sas (( Benim namaz kıldığımı gördünüz gibi namazı kılın. )) buyurdu. 

Alıntı 
İBNÜ’L-HÜMÂM Şerhu-fethul-kadir

Hanefî fakihi, usul ve kelâm âlimi.

Bedreddin Mahmûd el-Aksarâyî’den tefsir dersleri alan İbnü’l-Hümâm’ın Fethu’l-kadîr’deki ahkâm âyetleriyle ilgili yorum ve değerlendirmeleri onun bu daldaki kabiliyetini ortaya koymaktadır.

İbnü’l-Hümâm’ın el-Müsayere adlı eseri onun kelâm ilmindeki vukufunu göstermekte olup üzerinde yapılan şerh, haşiye ve atıflarla Mâtürîdiyye kelâmının önemli bir kaynağı haline gelmiştir.