Medine’ye gidin…

Kur’an deniz suyu gibidir. Kalbimde tutamazsam bile dünyanın pislikleriyle kirlenen kalbi temizler 

Kur’an deniz suyu gibidir. Kalbimde tutamazsam bile dünyanın pislikleriyle kirlenen kalbi temizler 
Yaşlı adam her gün Kur’an okuyur fakat ezberliyemiyordu. 

Küçük oğul; baba ezberleyemediğin halde neden her gün okuyorsun diye sordu. 

Baba; kendisiyle kömür taşınan sepeti göstererek, sebebini şununla, şu denizden bana su getirdikten sonra söyleyeceğim dedi.

Oğul denizden su getirmeye çalışır fakat defalarca denemesine rağmen başaramaz. Babasına dönerek; baba başaramıyorum. Bununla su taşıyamam ki der.

Baba sepeti göstererek; peki onda birşey farkettin mi? Diye sorar. (Kendisiyle kömür taşınan sepet artık tertemiz olmuştu)

Oğul; evet baba sepet tertemiz olmuş. 

Baba; işte böyle oğul. Kur’an deniz suyu gibidir. Kalbimde tutamazsam bile dünyanın pislikleriyle kirlenen kalbi temizler der.

Hayat, Allah’ı zikretmeyle paklanır… Hayırlı günler. ..

UBUNTU nedir? Bilmiyor musunuz? O zaman bunu okuyun! 

UBUNTU: 
Günlerden bir gün, Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir. 
Oyun basittir. 
Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar. 
“Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak.”
Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır. 
İşte o ANda bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar. 
Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar. 
Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar. 
Aldığı cevap hayli manidardır; 
“Biz “UBUNTU” yaptık: Yarışmış olsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve 1. olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz UBUNTU yaparak hepimiz yedik.” 
UBUNTU; Güney Afrika’da “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” demektir. Kelime karşılığı “insanlık”. 
Başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever olmak gibi insani değerleri esas kabul ediyor. 
İşte BEN yerine BİZ diyebilmenin çok güzel bir örneği. Üzerinde düşünmeye, biraz kafa yormaya, denemeye değmez mi sizce de?
Güzel bir gün ve güzel bir hafta dilerim.

En içten hüzünlerimle-ama kime!!! Arakan kampı

Yaşadığım en güzel deneyim olan, iyi ki gelmişim mi defalarca dedirten, Mekke Medine’ye gitmiş gibi manevi doygunluk veren, en lüks tatile değişmeyeceğim , tekrar tekrar gelmek isteyeceğim bir yer Arakan…içimde tarifsiz bir acı,nasil yapacağımı bilemedigim şükür,kalbimi deşen hüzünn..bedenim ayrilsa da, gönlümü alan Arakan..aklımdan çıkmayan,çıkmadıkça gözümden akan yaşım Arakan…”bunlar insansa biz neyiz,biz insansak bunlar ne “sorusuyla beynimi yakan Arakan..içinde bulunduğum nimetlerin nasıl hesabını vereceğimi şaşırtan Arakan.. çöle bir damla su vermek gibi çaresizliği hissettiren hissettirdikce düşündüren, düşündükçe caresizligin dibini vurduran Arakan… O masum gözlerden yalvarircasina bakışlarını unutamayacagim,geç kalmisligimin mahcubiyeti,göz göze gelemedigim utancim,vicdan azabimdan onlara karşı sakladigim gözyaşlarım Arakan..gecelerimi uykusuz ,gunduzlerimi tatsız bırakan Arakan.. ahirette yakama yapışıp “”biz açken siz nasıl lüks yasayabildiniz””diye hak istemesinden korktuğum,defalarca dilimden anlamasalarda helallik istediğim Arakan…Affet bizi                  

Ey tropik adalarda tatil sefası, Nusret’in önünde hafta arasi saat 23:00 de bir parça ete Türkiye’de orta halli bir ailenin bir aylık,buralarda 6 aylık erzak paranı ödemek için sırada bekleyen ,taşının kırati,ayakkabı markası ile itibar bekleyen ummet-i Muhammed!!! 

Allah size verdiği nimeti tatilde sefa,parmaginizda taş; çanta,esarpta marka olarak görmek için vermedi.Bu nimetleri size Müslüman kardeşinizin üzerinde zekatiniz ,sadakaniz , şükrünüz olsun diye verdi..

Tek derdi parmağındaki tasin kıratini büyütmek,bugün ne giysem,ne yesem,nereyi gezsem derdindeki milletim!!! 

Gel gör şu müslümanlarin halini de ahirette nasıl hesap verecegini düşün..öyle düşün ki sende dünya sevgisi kalmasın..Bu kadar lüksün içinde cennetin en yüksek makamının hayalini kurmak ne kadar boşmus.. 

Tertemiz banyolarda tertemiz sularla abdest almaya üşenen müslümanlar!!

Camurlu sularla abdest alıp ,birakin seccadeyi yere serecek musambasi bile olmadigi icin çamura secde edenlerle nasıl aynı cennete gireceğiz..

“”Komşusu açken tok yatan bizden değildir ‘”” diyen peygamberin ümmeti !!! 

Kardeşlerin aç sana yakışıyor mu bu lüksün!!!! Sizinki gibi bir yaşamdan 23 yaşında tövbe etmiş birisi olarak ;40,50,60,70 yaşında hala lukse doyamamislara söylüyorum

“”TÖVBE EDİNNN””

Kefenle birakacaginiz luksunuzu ölmeden birakinda bir işe yarasın..hem bu dünyada bir müslümanın işine,hem ahirette sizin işinize… Mutluluğu nefsinin arzularıni yaşamak zannnedip bir türlü mutluluğu bulamayan insan; bil ki mutluluk başkasını mutlu etmekte… Belki ağır sözler yazdim ama inanın kalbimden geçenlerin binde biri bile değil yazdiklarimm…
En içten hüzünlerimle-ama kime!!!

                    Arakan kampı

                    Kimyager F.

                    15/10/2017

BAŞARILI KADIN 

!!!Güvenilen, şükreden dua eden kadındır.. 

Öğrenen, öğreten, bilinçli ve faydalı şeyler okuyandır… 

Haramlara karşı dikkatli olup, haramlardan taraf kendisini koruyabilendir… Sıla-i rahime dikkat ederek, 

kul hakkı, komşu hakkı ve eşinin haklarını koruyabilen kadındır..

!!!
Başarılı kadının boş vakti yoktur…

Her anı ibadet, hizmet ve islami faaliyetlerle doludur… 

Çalışkandır, temizdir ve de sabırlıdır… 

Lüks ve israfı yoktur.. Yemek masasına yiyebileceğinden fazlasını, giysi dolabına giyebileceğinden fazlasını koymaz. !

!!!
Televizyon dizileri, magazin dergileri, müzik onun evine uğramaz.!

Sabah uyandığı zaman bakara suresini açarak hem dinler hem de işini yapar… Dışarıdan gelecek insi ve cinni şeytanları kovmuş olarak gününe hayırla başlar… 

Evinde çocuğuna öğretmen, eşine öğrenci olur…

!!!
Başarılı kadın;Namazlarını geciktirmez..Sade bir yaşamı vardır..

Eşine sıkıntı vermez.. Eşinin eve geldiği vakit onu temiz kıyafetlerle ve güler yüzle karşılar.. Eli açık ve misafir perverdir… 

Evi her daim düzenli ve temizdir..

!!!
İslam davasında büyük rolünün olduğunu bilir ve durmadan islam uğrunda birşeyler yapmaya çalışır. Sergüşt kadınlar gibi devamlı sokaklarda, çarşı pazarlarda dolaşmaz. !

!!!
Başarılı kadın erişilmez bir kale gibidir.

Kiminle ve nerede ne konuşması gerektiğini iyi bilir…

Merhametlidir, yumuşak kalplidir. İnsanları yargılamaz, 

kusurları örtendir. Nezaket sahibidir yeri geldiğinde teşekkür etmesini de özür dilemesini de bilir…

!!!
Asiye’den sabrı, Meryem’den iffeti alır… 

Hatice’den vefayı, Aişe’den sadakatı alır… 

Gıybet etmez, gıybet dinlemez, gıybet edilen ortamda bulunmaz.!

Kızgınlık ve sinirlilikten sakınır…

Öyle olduğu durumlarda susması gerektiğini iyi bilir..

Gereksiz tartışmalara asla girmez… 

Zekidir, aklını kullanmasını iyi bilir…

!!!
Sadaka ve infakta hiç cimrilik etmez… 

Kur’an ve hadis ezberi yapar. Argo kelimeler kullanmaz, 

erkeksi tavır takınmaz ve erkek gibi giyinmez.!!

Boş ve hayasız kişilerle vakit geçirmez… 

Başkasının hatalarının kusurlarının peşine düşmez.. 

Çocukları için başkalarıyla tartışmalara girmez… 

Yabancı erkeklerle çekici bir şekilde konuşmaz…!

!!!
Kendi annesine ve babasına değer verir…

Onlara verdiği değeri eşinin de anne ve babasından esirgemez.!

Çocuklarıyla iyi ve faydalı vakit geçirmesini bilir.. 

Çocuklarına anlattığı hikayeler, söylediği ninniler din ve ahlak üzerinedir..

İşte bu adımlar takva merdiveninin basamaklarıdır. 

Ve bu yol iki dünyada da bahtiyar edecek tek yoldur…

İşte islamın kadını koyduğu konum budur…

Salavatın Faydaları

Salavatın Faydaları

➖Salavat : Kesinlikle kabul olan tek duadır.

➖Salavat : Allah’ın insanlığa en büyük Hediyesidir . 

➖Salavat : Cennetten bir armağandır .

➖Salavat : Ruhu parlatıp aydınlatır. 

➖Salavat : İnsanin ağzının güzel kokmasini sağlayan bir ıtırdır.

➖Salavat : Cennette bir nurdur. 

➖Salavat : Sırat Köprüsünü aydınlatan nurdur. 

➖Salavat : İnsanın şefaatçisidir. 

➖Salavat : İlahi bir zikirdir. 

➖Salavat : Namazın kemal şartıdir. 

➖Salavat : Duanın kemal ve isticabet şartıdır . 

➖Salavat : İnsanı Rabbine yakınlaştırır. 

➖Salavat : Peygamberi rüyada görebilme sırrıdır. 

➖Salavat : Cehennem ateşine karşı bir siperdir.

➖Salavat : İnsanın kıyamet ve berzahtaki dostudur. 

➖Salavat : Cennete giriş belgesidir. 

➖Salavat : İnsan için üç âlemde güvencedir. 

➖Salavat : Kıyamette en değerli ameldir . 

➖Salavat : Mizan da en ağır gelen ameldir. 

➖Salavat : En sevimli ameldir. 

➖Salavat : Cehennem ateşini söndürür. 

➖Salavat : Fakirlikten korur. 

➖Salavat : Nifaktan ve münafıktan korur. 

➖Salavat : Namazın süsüdür. 

➖Salavat : En etkili manevi ilaçtır. 

➖Salavat : Günahları yok eder. 

➖Salavat : Allah nezdinden bir rahmettir, melekler tarafından günahlardan temizlenme vesilesi ve halk tarafından bir duadır.

➖Salavat Resulullah la (Sallallahu aleyhi vesellem) irtibatı koparmamaktir

. PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK! 

. PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK! 
Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde, ayakkabısı da yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters yüz ettiği gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamış üzerine. Karaca markasının ve Tema Vakfı’nın kurucusu Hayrettin Karaca: “Param var ama tüketmeye hakkım yok.” diyerek “Al tüket ve yok et!” diyen tüketim toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor.
Komşuya ver…

Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye’de bir zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek anlattı. Televole kültürünün karşısında birtakım değerlerin yok olduğunu söyleyen Karaca, çocukluk günlerinin “komşuyu aç bırakmayan” kültürünün yeniden dirilmesiyle, açlıkla savaşılabileceğini söyledi: “Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte o gözü açları doyurmayacağız. Bunların farkına küçükken vardım. Dilim kültürüm gidiyor. Bağımsız bir Türkiye değiliz artık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o kültürümüzdür.” diyen Karaca şöyle konuştu:

“Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkes eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayak oynardım. Akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcak yemek koyarlardı. Kulağıma eğilip, ‘Komşu anneye götür.’ derdi. Etrafımızda bizi duyacak kimse yoktu ama bu bana verilen ‘Aman kimse görmesin Hayrettin!’ mesajıydı. Komşu annenin yağını, odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma düzeni vardı, o kültürdü. Savaştan çıkmış bir Türkiye’de ‘fakirim’ diyen çoktu ama ‘açım’ diyen yoktu. Oradan aldım bu kültürü. Kaybolan budur, giden budur. Ama Anadolu’yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hala yaşatanlar var.”
KARACA: Utanıyorum…Tüketim toplumunun rezalet hale geldiğine Akmerkez’in önünden geçmeye utanıyorum. Nedir bu ışıklar, bu rezalet? ‘Yılbaşı’ demek, ‘Al, tüket, yok et, yaşamı mahvet!’ demek. O yüzden bu yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. Global ekonomi insanları kullanıyor. Ama bakın beni kullanamıyor çünkü izin vermiyorum. Çok da mutluyum. Bunu elimden hiçbir güç alamaz. İnanç her şeyi halleder.” dedi.
“Açlıktan ölen her çocuğun katilleri vardır.” diyen Karaca, ihtiyacından çok tüketerek sınıf atlamaya çalışanları suçladı. Karaca: “Bugünkü tüketim iki katına çıktığı gün, belki dünyada yaşam olmayacak. En büyük tehlike gıdada. Bir Amerikalı çocuk doğduğunda 30 çocuğa eşdeğerde dünya nimetlerini alıp götürüyor.” diyerek dünyanın düştüğü durumu gözler önüne seriyor.
TVseyretmiyor…

Cep telefonu kullanmadığını, 5 yıldır TV izlemediğini belirten Karaca: “Okumakla mükellefim. Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. Malını mülkünü verirsin orada biter borcun. Mesela Yalova’daki botanik bahçemi vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. Şimdi borcumu bilgi sahibi olarak ve bunu aktararak ödüyorum. Okumak ibadettir. ”
Oğlunu, eşini ve annesini kaybeden Hayrettin Karaca: “Acılar karşısında isyan ederek hiçbir şey kazanamazsınız, elde olan bir şey değil çünkü bu. Ben acıyı da, mutluluğu da kabulleniyorum. Ama acılar hafızadan hiç çıkmaz.” dedi.
185 milyon Afrikalı her gün açlıktan ölme riski ile yaşıyor…

Dünyanın durumunu değerlendiren Karaca şu yorumlarda bulunuyor: “Birleşmiş Milletler 2004 Kalkınma Raporu’na göre, Afrika’da 323 milyon insan, günde 1 dolardan az bir gelirle geçimini sağlıyor. Temiz su kaynağından mahrum 273 milyon kişi bulunmakta. İlkokul çağında okula gidemeyen 44 milyon çocuk var. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölüm riski altında yaşayan Afrikalıların sayısı 185 milyon. Her yıl beş yaşının altında ortalama beş milyon çocuk ölüyor. Zengin ülkeler yıllık gelirlerinden yüzde 0,7’sini kurtarma amaçlı projelere yönlendirseler bu sorunların hepsi ortadan kalkabilir.”
“Bir” çok güçlüdür…

“Benim de vardı 40 tane kravatım. O zaman 30 yaşındaydım. Ben de tükettim ama bilerek yapmadım bunu.” diyen Karaca: “Artık farkına vardım bunun. Ne zamandır alışveriş yaptığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap alıyorum. Nedir benim ihtiyacım? Doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Gömleklerim var, yakası çevrilmiştir. Ayakkabılarıma bakarsanız, altı yamalıdır. Dokuz senedir bu pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok! Bunu herkes yapabilir. ‘Bir’ çok güçlüdür. Her şey ‘bir’ ile başlar. Bir yoksa iki olmaz. Ben de yakınlarıma örnek olmaya çalışıyorum.” diyor.                

                                                       Tema Vakfı Yayınları’ndan çıkan “Dünyanın Durumu 2004” raporlarını yorumlayan Karaca şu tespitlerini aktarıyor:
– Dünyada makyaj malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar. Dünyadaki tüm kadınların üreme sağlığı için gerekli para 12 milyar dolar.
– Avrupa ve ABD’de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17 milyar dolar. Dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için gerekli para 19 milyar dolar.
– Parfüme harcanan para 15 milyar dolar. Evrensel okur-yazarlığın sağlanması için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar.
– Deniz seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. Dünyada herkese temiz içme suyu sağlanması için gerekli para 10 milyar dolar.
– Avrupa’da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. Her çocuğun aşılanması için gerekli miktar 1,3 milyar dolar.
– Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir. Başka bir deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. Bu atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddelerdir…… “.

(Biraz uzun ancak 5dakkanızı ayırmaya değer inşallah)

Ömer Faruk Öz ün başka bir gruba gönderdiği mesaj metni aşağıda bilgilerinize sunulmuştur. Selam, muhabbet ve dua ile, ibrahimDemir “Esad Coşan Hoca’ın Bir Konuşmasından:
Şurada bir harita var; belki uzaktan iyi görülmez, ben açıklayayım: Türkiye’nin Kayseri dahil, Ankara’nın aşağısından Trabzon’un aşağısına kadar düz bir çizgi halinde ve Adana dahil, Silifke dahil aşağıya kadar olan kısmı; bütün Irak, bütün Suriye, bütün Urdun; Arabistan yarımadasının da Medine-i Münevvere dahil kuzey kısmı; Sina yarımadasının tamamı ve Mısır’ın kuzeyi, İskenderiye’den ileriye doğru hudutlara dahil… Yani, bizim şu anda içinde bulunduğumuz Malatya’nın da dahil olduğu bütün bu kısımlar İsrail’in haritası içindedir. 

Yani İsrail’in amacı, Amerika’da da kuvvete sahip olduğundan, Amerika’nın yönetimine de tesiri olduğundan, Avrupa’da da, Avrupa Birliği’nin çeşitli milletlere ait bayraklarının dalgalandığı merkezinin bulunduğu Strazburg’da da sahip olduğu nüfuz ile ve dünyanin her yerindeki organize tehditleriyle, Türkiye’nin bütün su ve petrol havzaları dahil Ortadoğuyu ve bizim topraklarımızı –Malatya dahil– kendi toprakları arasına katmayı amaçlıyor. Bunu istiyor, bunu arzuluyor ve bunun çalışmasını yapıyor. Bizim PKK olarak gördüğümüz olayların arkasındaki kimsenin söylemediği gerçek budur.

Kimse söylemiyor. Diyorlar ki: “Zaten. Yunanlılar düşmanımız, zaten Ermeniler düşmanımız, bir üçüncü cephe acmayalım!” diyorlar ama gerçek bu… PKK’yi kışkırtan, organize eden, ayarlayan hepsi bu…

Dünyanın en muhim üç şeyi var: Basta petrol olmak üzere enerji… Ondan sonra yasamak için en hayati madde olan su… Ondan sonra da ekmeğin asil maddesi olan tahıl… O GAP projesi ve saire, bizim harcadığımız milyarlar, trilyonlar… Israil bunlara göz dikmiş, buraları elde etmenin çalışmasını yapıyor. 

Neden böyle bir şeye cesaret ediyor?.. Bizim geriliğimizden, cahilliğimizden istifade ediyor. Bizim organize olamamamızdan istifade etmeyi düşünüyor. Bizim kalabalığımızdan korkmuyor. Çünkü, elindeki imkanlar, silahlar, alet, edevat, teçhizat, uluslararası munasebetlerdeki güçlülüğü gibi şeylere güveniyor. Her ülkenin içindeki kendisine bağlı elemanlara güveniyor. Amerika’nin ic politikasında, dış politikasında; Almanlarin ic politikasında, dış politikasında; hatta Vatikan’da, Vatikan gibi hristiyan devletinde bile sahib olduğu nufuza güveniyor. Çünkü, içinde aslen yahudi olan papazlar var… Asıl kökeni yahudi olan, siyonizme hizmet eden papazlar var… 

Simdi aziz ve muhterem kardeslerim!.. Biz burada bu meseleleri bilen insanlar olarak, 2100 senesine kadar önümüzdeki programları inceleyen insanlar olarak, o zamana kadarki dökümanlar elimizde olan insanlar olarak, size. tarihi bazı şeyleri hatırlatmak için toplanmış bulunuyoruz. 

Aziz ve muhterem kardeşlerim!.. Netice itibariyle biz, Allah’in rızasını arayan insanlarız. Allah’in sevdiği, razı olduğu bir kul olmak istiyoruz, Allah’in sevdiği, razı olduğu işleri yapmak istiyoruz; halis niyetimiz bu… Allah’in sevdiği, razı olduğu isler, sadece namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, tesbih çekmek değildir. Ummet-i Muhammed’in istikbaliyle ilgilenmek onemli!.. Islam’in selametini, bekasını düşünmek önemli!.. Islam’in bayrağının burctan aşağı inmemesini sağlayacak insanlara ihtiyaç var, kadrolara ihtiyaç var. 

Bunu düşünen, resmen bunu kendisine vazife edinmiş bir ülke yok!.. Osmanli vardı. Osmanlı devletinin başındaki yöneticiler, halife olarak dünyanin her yerindeki müslumanlara yardim etmeye çalişiyordu. Asker gönderiyordu, para gönderiyordu, beynel milel toplantılarda savunuyordu. O devlet yok olduktan sonra ortada olan devletler, böyle bir seye sahib olmak istemediler. Düşmanlarin büyüklüğü karşısınnda çekindiler. 

Simdi biz, dünyanin üzerindeki politikalarin değismesi, güc kuvvet merkezlerinin değismesi, cephelerin değismesi meseleleri ile yakından ilgilenen insanlarız. Bunları mutehassis uzmanlardan, profesörlerden, bakanlık yapmış en yetkili insanlardan, milletvekillerinden konuşmacılar celbederek, muhtelif toplantılarda camiamıza yaygın bir bilgi halinde tanıttık.” En güzide kardeşlerimizi ve hizmette can siperane çalisan arkadaslarımızı çağırarak, dünyanin değisen sartlarini inceledik 

Dis politikadaki degismeleri ve bu degismelerin bize getirecegi faydalari, zararlari, tehlikeleri bahis konusu ettik. Bunlari dergilerimizde yazdik. Dergilerimizi birbirlerimizle haberlesmek icin bir arac olarak, bir mektup gibi, bir mesaj gibi dusunuyoruz. Sadece dergi cikarmis olmak icin yapmiyoruz bu nesriyati… Bunun icindeki bilgileri arkadaslarimiz ogrendikten sonra, calismalarimiz musterek calisma olarak devam etsin istiyoruz.

Cok net olarak, kelimelerin manasini bile bile, ustune bastira bastira soyluyorum: Cok ciddi bir savas ile karsi karsiya muslumanlar!.. Kufur muslumanlarla carpisiyor, ama bu ilan edilmemis bir savas… Ilan edilmemis muazzam bir savas var… Bu savasta, bir tarafta super devletler var; Amerika var, Avrupa devletleri var… Baska musrik devletler var; mesela Hindistan gibi, Japonya gibi musrik, ilahi bir dine bile sahib olmayan devletler var… Bir tarafta da mazlum, magdur, geri, ibtidai, cahil, gafil muslumanlar var…

–Peki, niye boyle mazlum, magdur, cahil, gafil muslumanlari kendilerine hedef edinmisler ve niye Islam’la ugrasiyor bu herif-i naserifler?.. Dunya uzerindeki en onemli guc odaklari niye Islam’la ugrasiyor?..

Onlar menfaatlerini sagladiklari zaman, Islam’in bir takim emirlerinin yapilmasina da musaade ediyorlar, bir sey demiyorlar. Mesela, Suudi Arabistan Amerika’nin avucunun icinde mi?.. Icinde… Suudi Arabistan’in petrolu ARAMCO tarafindan somuruluyor mu?.. Somuruluyor. Paralari Amerikan bankalarinda mi?.. Amerikan bankalarinda… Suspayi olarak, devletin yonetemini eline gecirmis olan heriflere biraz para veriliyor mu?.. Veriliyor. Halk memnun mu vaziyetten?.. O belli degil… Eh, tamam, namazlarini kilsinlar, oruclarini tutsunlar, haclarini yapsinlar… Bir sey demiyor, somuru olduktan sonra… 

Ama somuremedigi zaman kanli ihtilaller yapiyor, kukla hukumetler basa geciriyor, somurmeyi devam ettirmek istiyor. 

Dunya uzerinde biz mu’minlerin kafa yapimiz cok farkli… Biz mu’minler olarak, menfaat hesabi yapmayiz. Menfaatimizi feda etme hesabi yapariz. “Ben kazandigim paramdan ne kadar hayir yapacagim?.. Ben rahatimdan ne kadar fedakarlik yapacagim?.. Ben nasil zahmetli is yaparsam, Allah’in rizasini kazanabilirim?..” Biz boyle dusunuruz. 

Bu dusunce bizim disimizdaki heriflerde yok… Onlar neyi dusunuyorlar?.. Onlar parayi, menfaati dusunuyorlar, buyuk gelirleri dusunuyorlar.

–Buyuk gelirler nedir dunyada?.. 

Petrol cok buyuk bir gelirdir. Petrol yuzunden ihtilaller yapiliyor, petrol yuzunden hukumetler devriliyor, petrol yuzunden insanlar idam sehpalarina gidiyor, asiliyor… Petrol yuzunden ulkelerin sinirlari degisiyor… Petrol yuzunden ulkeler birbirlerine saldirtiliyor, harb ettiriliyor. Petrol onemli 

–Baska ne onemli?.

Dunyanin su kaynaklari cok onemli!.. Hammadde kaynaklari cok onemli!.. Insanlarin yemesi, icmesi icin gerekli esas malzemeler cok onemli… Allah-u Teala Hazretleri bu malzemeleri, en cok muslumanlarin hakim oldugu ulkelere vermis. Petrol, bugday, su… vs. Bu uzun yillardan beri Avrupalilarin dikkatini ceken bir durumdur. Amerikalilarin, gayrimuslimlerin dikkatini ceken bir husustur. Muslumanlarin elinden bu yerleri almalari lazim!.. Veyahut, o yerleri zaten somuruyorlar ise, o ulkelerdeki muslumanlarin uyanmamasi lazim, yonetimi elde etmemesi lazim!.. Yonetimi elde edip de bu somuruye dur dememesi lazim!.. Ana calismalari bu tarzda gidiyor aziz ve muhterem kardeslerim!..

Simdi bu ana mantiktan dolayi da, biz su Turkiye’de yasayan muslumanlar olarak, bu heriflerin, herif-i naseriflerin, serefsiz insanlarin hedefi durumundayiz. Her ne kadar yuzumuze guluyorlarsa, gulduklerinin de kiymeti yok… Guldukleri de sahtedir. Gulucuklerinin arkasinda dislerini gicirdadiyorlardir, artniyetleri vardir. Iltifat ediyorlarsa, yardim ediyorlarsa, bir maksatla yardim ediyorlardir. Haril haril calisiyorlar…

Fazla detaya inmiyorum, bunlari bildiginizi kabul ediyorum. Bunlari bilen insanlar, bunlari biliyorlar da bilgilerinin geregi olarak ne yapmalari gerektigini bilmiyorlar. Biliyor, caresizlik icinde… Biliyor ki Bosna’da, Hersek’te, Avrupa’da kalleslik yapiliyor. Cifte standart yapiliyor, demokrasiye uyulmuyor. Cecenistan icin gik demezken, baska bir yer icin hop oturup hop kalkilyor. Iki tane balina icin dunya ayaga kalkiyor. Iki tane eroinman Ingiliz kizi icin, dunya ayaga kalkiyor, ates puskuruyor. Ama yuzlerce, binlerce insan bir yerde olse, onlarin isiyle ilgili olmadigi zaman veya olmeleri islerine geldigi zaman susuyorlar. Cezayir’de oldugu gibi, Kesmir’de oldugu gibi, baska yerlerde oldugu gibi 

Simdi, biz bu durumun karsisinda susabiliriz, bu meselelerle ilgilenmeyebiliriz. Ama muhatap biziz; bizim ulkemiz, bizim kendi canimiz, kendi sahsimiz, kendi hayatimiz, kendi cocuklarimiz, kendi mallarimiz, kendi diyarlarimiz, kendi mulklerimiz… Burda Israil bayraginin dalgalanmasini ister misiniz?.. Istemezsiniz ama, Malatya bunlarin hudutlari icinde… Adam iste resmen bunu istiyor. Literature girmis, Ingilizce kitaplarda var… Bunu biliyoruz, bilenler biliyor.

Simdi bunlarin karsisinda bizim tedbir almamiz lazim!.. Bu tedbiri almak icin mutlaka cok guzel organize olmak gerekir. Onun icin biz kuvvetli bir sekilde organize olmaya onem veriyoruz.

Sonra, kuvvetli olmamiz gerekir. “Zor oyunu bozar.” derler. Bizim bazi kuvvetlerimiz var… Bizim kuvvetlerimizin bir tanesi nufusumuz fazla… Ve nufusumuz hizla artiyor. Nufus bakimindan bizimle yarisamiyorlar, nufus bakimindan bizden geriler. Biz nufus bakimindan onlardan ustunuz. Fakat onlar, az nufuslarini kalifiye eleman olarak yetistiriyorlar; bizim cok nufuslarimiz yiginlar halinde oldugu icin, bizden korkmuyorlar.

Bir coban ikibin tane koyundan korkar mi?.. Korkmaz. Uc tane kopekle onu idare eder. “Hav hav…” dedirtir, oraya buraya saldirtir. Coban koyundan, kuzudan korkmaz, tabiati itibariyle korkmaz. Bu herifler bizden, tabiatimiz koyunlasmis oldugu icin, kuzulasmis oldugu icin korkmuyorlar. Bizim kalabaligimiz var ama, tabiatimizda bir dejenerasyon var… Yani, gayr-i Islami bir durum var… 

Bunu Peygamber SAS Efendimiz bize bildirmis; diyor ki:

“–Ahir zamanda ummetler, yemek yiyenlerin tabaga usustukleri gibi sizin uzerinize cullanacaklar.”

“–Ya Rasulallah! Bizim o zaman adedimiz az olacak da mi, onlar ustumuze cullanmaga cesaret edebilecekler?” diye soruyor sahabe-i kiram…

“–Hayir! Cok olacaksiniz ama, degersiz bir cokluk olacak… Selin ustundeki çöp gibi olacaksiniz.” Sel ustundeki çöpun sele bir hakimiyeti yoktur, sel onu surukleyip goturuyor. “Size eski ummetlerin iki hastaligi bulasmis olacak: 

1. Hubbud dunya, dunyayi sevmek…

2. Kerahiyetul mevt, ölumden korkmak…” 

Muhterem kardeslerim!.. Dunya mulku bizim gayemiz degildir. Dunyalik, mal, mulk, para, pul bizim gayemiz degildir. Biz onu sever, onun icin calisirsak, onu Allah yolunda sarf etmezsek, iste bu hastaliktir. Ikincisi, olumu goze alarak onlarin karsisinda durmaya hazirlanmazsak; bu da bir hastaliktir. 

“Ben olmeyeyim de, yasayayim da isterse benim cocuklarim Ingiliz olsun, isterse yahudi olsun, isterse kafir olsun…” diyorsa bir insan; bunu bugun Turkiye’de pek cok aile soyluyor. “Turkiye’ye Islami idare gelmesin de Avrupa ile birleselim, onlarla rahat ederiz. Turkiye’ye Islami idare gelirse, rahat edemeyiz!” diyor. Bunu boyle dusunuyor. “Cocugum rahat etsin, ben oyle gericilik istemem!” diyor. Kendi aklina gore muslumanligi ters goruyor, ve bunu istemiyor. Avrupa’yi istiyor, Amerika’yi istiyor, onunla dost oluyor, onunla kadeh tokusturuyor, onunla yemek yiyor… Onunla geziyor, tozuyor. Onunla dost, bizimle dusman… Bizim memleketimizin insani… Boyle insanlar var…

Simdi, boyle bir durum, boyle bir kafaya geldigi zaman ne olmus oluyor insanlar?.. “Ben olmeyeyim, yasayayim da, Islam ne olursa olsun!.. Islam muhim degil, iman muhim degil…” gibi bir noktaya gelmis oluyor. Bu iki buyuk kusurdan dolayi da muslumanlik sevketi kalmiyor. 

Tabii, bunlarla ugrasmak olumden korkmamakla, dunyayi sevmemekle hemen oluverecek bir sey degil… olumden korkmayarak, dunyaligi sevmeyerek, dunyaligi Allah’in dinine hizmete tahsis ederek, aklin gerektirdigi her turlu calismayi yaparak oluyor isler. Yani, biz de otomobil yapabilmeliyiz, biz de ucak yapabilmeliyiz… Biz de elektronik cihaz yapabilmeliyiz, biz de tomografi cihazi yapabilmeliyiz… Biz de uzay arastirmasi yapabilmeliyiz, biz de dunya capinda orijinal arastirma yapar duruma gelmeliyiz. Seviyemizi yukseltmeliyiz, dunya uzerindeki bilgileri toplamaliyiz. Bilginin kuvvet oldugunu bilmeliyiz, organize calismaliyiz. 

Prof. Dr. M. Esad Coşan (22 Nisan 1995 – MALATYA-”
(Biraz uzun ancak 5dakkanızı ayırmaya değer inşallah)