1 NİSAN ŞAKASI (HİLE GÜNÜ) NEREDEN GELDİ BİZE?

NİSAN 1 ŞAKASI (HİLE GÜNÜ)
15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.

En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur’an bir elinde İncil : “Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız BU AKŞAM size bir şey yapmayacağım” der.

Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.

Ertesi sabah,yani NİSAN 1 SABAHI, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar : “Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz” dediklerin de Haçlı ordusu komutanı : “Benim sözüm size DÜN AKŞAM içindi, bugün için size bir sözüm yoktur” diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada Şehit edilir.

İşte o gün bugündür NİSAN 1 hristiyanlar arasında Hile günü olarak kutlanmaktadır ve bu bir gelenek haline gelerek günümüzde NİSAN 1 ŞAKASI haline gelmiştir.

Müslümanların böyle saçmalıklardan uzak durması gerekmektedir.

Hayırlı Cumalar

Hayırlı Cumalar

Fussilet, 33. Ayet: Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?

Fussilet, 34. Ayet: İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.

Fussilet, 35. Ayet: Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı olanlar kavuşturulur.

☆Enes (R.A.)’den rivayet edildiğine göre, kendisi Sabit (R.A.)e:

– Sana Rasulullah(S.A.V.)ın rukyesini yapayım mı? dedi. O:

-Evet, dedi. Enes şöyle söyledi:

“Allâhümme Rabbennâsi müzhibel be’si eşfi enteş-Şâfi lâ şifâe illâ şifâüke şifâen lâ yüğâdiru sekamen.”

《Allah’ım! insanların Rabbı! Hastalığı def edici! Hastalık bırakmayan bir şifa ver. Şifa veren sensin ve senden başka şifa veren yoktur.》(Buhâri)

☆Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî Hz.lerinin Mecmûatü’l Ahzab isimli eserinden;

Rasûlullah (S.A.V)’ın tesbihi:

“Sübhânallâhi ve bi hamdihi, lâ ilâhe illâ ente ve bihamdike, Allahümme fâricel hemmi ve kâşifel gammi, mûcibe da’vetil muztarrîne, rahmâneddünya vel âhireti ve rahîmehumâ.”

《 Allah’a hamd ve tesbih ederim. Senden başka ilah yok, ancak Sen varsın. Sana hamd ederim. Düşünceyi ve üzüntüyü kaldıran, sıkıntıda kalanın duasına icabet eden, dünya ve ahiretin esirgeyicisi olan Allah’ım, beni darlıktan çıkar.》

☆İmam Gazâlî’nin Esmâ-i Hüsnâ isimli eserinden;

ES-SAMED, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, hâcetlerin, ıstırapların giderilmesi için başvurulacak yegane merci, arzu ve ihtiyaçları sebebiyle her varlığın kendisine yöneldiği tek varlık demektir.(Bu ism-i şerifi darlık, keder, dert, zaruret ve şiddet zamanında 134 defa okuyan kimseye selamet ihsan buyrulur, dert ve darlık görmez ve aç kalmaz.)

İhlâs, 2. Ayet: “Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)”

☆SAMED ismi Kur’an-ı Kerim’de sadece İhlas Sûresi’nde geçer.

Rahmân, 29. Ayet: “Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O, her an yeni bir ilâhî tasarruftadır.”

Her şey duada, her şey O’nu zikretmede. Ama bu bize gizlenmiştir. Arayıp gerçeği kendi irademizle bulmamız istenmiştir. İstenen, araya araya “aklımızla, yüreğimizle” O Yüceler Yücesine ulaşmamızdır.

• İnanmadığını iddia eden(!) insanın bile damarlarında dolaşan kanındaki akyuvarlar, alyuvarlar Allah’a şahitlik etmede. Her nefes alış-verişimiz O’nu zikretme de farkında olmasak ta. Aslında “oh” diyerek mutluluğumuzu yada yorgunluğumuzu ifade ettiğimizde de “Hû” demekteyiz. Yani “Hüve, O!”

• Varsın Allah’ım, birsin, Samed’sin! Âlemler secdede, mahlûkatın secdede! Yaratılmış her şey lisân-ı hal ile “dua” da, zikirde! Rabbimiz, bu dualar, zikirler hürmetine Ümmet-i Muhammed’e, memleketimize ve bütün insanlığa kurtuluş ihsan eyle!

• İhtiyaçlarımızı, isteklerimizi, bizi bizlerden daha iyi bilen, Samed olan Rabbimiz! Dualarımızı kabul eyle, korktuklarımızdan emin kıl ve umduklarımıza nail eyle! Amin

İsrâ, 44. Ayet: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ı tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.”

Hayırlı kandiller, hayırlı cumalar…

Hayırlı Cumalar

Bakara, 257. Ayet: “Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır……”

Ahzâb, 43. Ayet: “Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O’dur ve O, müminlere çok merhametlidir.”

☆Abdullah ibn-i Cafer’den rivayet edildiğine göre Ali (R.A.) şöyle dedi: “Rasûlullah(S.A.V.), şu kelimeleri bana öğretti ve bana bir keder veya şiddet indiği zaman okumamı emretti: Lâ ilâhe illallâhül kerîmül azıym, sübhânehu tebârekallâhu rabbül arşil azıym, elhamdü lillâhi rabbil âlemîn ( Kerem sahibi ve büyük olan Allah’tan başka ilah yoktur. Onu tenzih ederim. Büyük arşın Rabbi olan Allah yüce ve çok bereket sahibidir. Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.)” (Nesaî)

☆Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî Hz.lerinin Mecmûatü’l Ahzab isimli eserinden;

Hastanın Okuyacağı Dua:

“Es’elullâhel azime Rabbel arşil azîmi en yeşfiyeke, lâ ilâhe illâllâhu vahdehu lâ şerîke lehu, lâ ilâhe illallâhu lehül mülkü ve lehül hamdü, lâ ilâhe illallâhu velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.”

( Yüce Allah’tan, arş-ı azîm sahibinden bana şifa vermesini isterim. O’ndan başka ilah yoktur, ancak O vardır. Tektir ve ortağı yoktur. O’ndan başka ilah yoktur, mülk O’nun, hamd O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur, kuvvet ve kudret ancak Aliy ve Azîm olan Allah’ındır)

《 Hastanın bizzat kendisi tarafından okunması tavsiye edilmiştir Mümkünse günde 40 defa okunmalıdır.》

☆İmam Gazâlî’nin Esmâ-i Hüsnâ isimli eserinden:

EN-NÛR, nurlandıran, nurun kaynağı, âlemleri nurlandıran, simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran, kulunun iç âlemini nurlandırarak onu hidayete kavuşturan, hakkı, doğruyu görmesini sağlayan demektir.

Nûr, 35. Ayet: “Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır)……”

İbn-i Abbas’a göre bu âyet-i kerimedeki “nûr”un manası, “hidayet edici” demektir. Allah, “Nûr”u ile tecelli eder, kulunu hidayete eriştirir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e “Göğsün inşirahı, sevinçle genişlemesi nedir?” diye sordular. Peygamber Efendimiz şöyle cevapladı:

” O, nûrdur. Allah onları müminin kalbini atar bunun üzerine kalbi sevinerek genişler.”

Mânâ âleminde “nurlar” vardır:

1.Allah’a mahsus olan, ezelî ve ebedî zatının nurudur.

2.Hz.Muhammed (S.A.V)’e ait nurdur.

3.Kur’an-ı Kerîm’in nûrudur.

4.Her mü’minin imanı nisbetinde oluşan nurdur.

☆Kulunu rahmetiyle sarmalayıp, hayatın dalgaları ve karanlıkları arasında bırakmayan Rabbimiz! Bizlere “NÛR”larını idrak ettir, hissettir. Yolumuzu aydınlat, kırık-dökük amellerimizi rahmetinle bizim için nûra dönüştür, imanımızı kuvvetlendir, sırât-ı müstakîm üzere kıl!

Rabbimiz “En-Nûr” isminin tecellileriyle, kalbimize hidayet, işlerimize nizam, içimize kâmil iman ve amellerimize ihlas ver! Bizleri göndereceğin “Nûr”la dünyası ve âhireti aydınlananlardan eyle!

Korktuklarınızdan emin olup, umduklarınıza nail olmamız niyazıyla…

Müslümanlar’ın, ne 21 marttaki nevruz ne de 21 eylüldeki mihrican kutlamaları (!) ile alâkaları kalmıştır.

Zira Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, “Allah Teâlâ size, o iki bayram günlerine (nevruz ve mihricana) karşılık, onlardan daha hayırlı iki bayram gününü (ramazan ve kurban bayramalarını) ihsân etti.” buyurmuşlardır. Böylece Müslümanlar’ın, ne 21 marttaki nevruz ne de 21 eylüldeki mihrican kutlamaları (!) ile alâkaları kalmıştır.

Enes b. Mâlik’ten (Allah ondan râzı olsun) rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
“Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem hicretten sonra Mekke’den) Medine’ye geldiklerinde, Medinelilerin (Nevruz günü ile Mehricân günü diye) eğlendikleri iki günleri vardı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem :
Bu günler nedir? Diye sordu.
Medineliler:
– Biz (İslâm’dan önce), cahiliyet devrinden beri bu günlerde eğleniriz, dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu
– Şüphesiz Allah size, o iki günün yerine daha hayırlı olan iki bayramı: Kurban bayramı ile Ramazan bayramını vermiştir.”
(Ebu Davud; hadis no: 1134. Nesâi; hadis no: 1556. )

Alıntı

NEVRUZU KUTLAMIYORUZ! ÇÜNKÜ?

Nevruz
Nevruz, Ebu Cehil karargahını dağıtan Peygamber-i Ekber’in(sav) kaldırdığı(Ebu Davud, H no: 1131) bir Mecusi bayramıdır. İhsan Şenocak Hoca

NEVRUZ VE MİHRİCAN MÜSLÜMANLARIN BAYRAMI DEĞİLDİR!
Nevruz gayr-i islamidir. Ehl-i küfrün bayramıdır.
Nev-ruz, iki kelimeden mürekkep/birleşik Farsça bir isimdir ve “yeni gün” demektir.
Mart ayının yirmi birinci gününde (rumi takvime göre sekiz mart) güneşin koç burcuna girmesi, eski Türkler’de ve İranlılar’da hususi/özel bir gün sayılmış, çeşitli kutlamalar yapılagelmiştir.
İran’ın ateşperest inancından kalma bir hususiyeti olarak nevruz, gitgide dini hüviyet kazanmıştır. Ve hâlen Şîîlik’te nevruzun mühim bir yeri vardır.
Türkler’de ise, İslâmiyet’le şereflendikten sonra, Ehl-i Sünnet’e mensup Müslümanlar arasında, bunun yerini dini bayramlar almıştır.
Zira Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, “Allah Teâlâ size, o iki bayram günlerine (nevruz ve mihricana) karşılık, onlardan daha hayırlı iki bayram gününü (ramazan ve kurban bayramalarını) ihsân etti.” buyurmuşlardır. Böylece Müslümanlar’ın, ne 21 marttaki nevruz ne de 21 eylüldeki mihrican kutlamaları (!) ile alâkaları kalmıştır.
Hasılı; yılbaşı kutlamaları (!) gibi, bu günlerin de İslâm’da bir yeri ve değeri yoktur. Bilakis dini bakımdan büyük mahzurları vardır. Zira gayr-i müslimlere ait adet-anâne ve merasimlere iştirak ve onları taklitten doğan günahların temizlenmesi ancak cehennem ateşiyle mümkündür.

(İmâm-ı Rabbâni k.s., el-Mektubât, 1/266)
O bakımdan mü’minler, bu gibi kutlamalara iştirak şöyle dursun, yapılanları kalben dahi tasvip etmezler.
Enes b. Mâlik’ten (Allah ondan râzı olsun) rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
“Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem hicretten sonra Mekke’den) Medine’ye geldiklerinde, Medinelilerin (Nevruz günü ile Mehricân günü diye) eğlendikleri iki günleri vardı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem :
Bu günler nedir? Diye sordu.
Medineliler:
– Biz (İslâm’dan önce), cahiliyet devrinden beri bu günlerde eğleniriz, dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu
– Şüphesiz Allah size, o iki günün yerine daha hayırlı olan iki bayramı: Kurban bayramı ile Ramazan bayramını vermiştir.”
(Ebu Davud; hadis no: 1134. Nesâi; hadis no: 1556. )
Ayrıca bakınız:
– Büyük İslâm İlmihali, Ö. Nasûhi Bilmen s: 169

– Suyûtî, Celâlüddin, Câmiu’s–Sagîr, (Feyzü’l–Kadir’le birlikte), 3/454, Beyrut, 1972
ALINTI

.