1000 ihlas okumak hakkında… Önemli: Mutlaka besmeleyle unutmayın…

“Kim ki bin kere ‘Kulhüvallahü ehad sûresi’ni okursa, kendi nefsini Allah’tan satın almış olur.”

Suyuti, el-Fethu’l-Kebir, 3/227; Münavî, Feyzü’l-Kadir, 6/203 hadîs no: 8953.

Bu gece başlayın. Eğer yetişmez ise yarın kandil günü ikindiye kadar bitiremediğiniz amelleri bitirebilirsiniz.

Önemli: Mutlaka besmeleyle unutmayın…

Hayırlı Cumalar

Hayırlı Cumalar

Kehf, 10. Ayet: Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” demişlerdi.

Enes(R.A.)den rivayet edildiğine göre Resulullah(S.A.V.) şöyle dedi: “Yavrucuğum eve girdiğin zaman selam ver. Çünkü bu sana ve evdekilere bereket olur.”(Tirmizi)

Ebu Malik El Eş’ari den rivayet edildiğine göre Resulullah(S.A.V) şöyle buyurdu: “Adam, evine girdiği zaman Allahümme inni es’elüke hayral mevleci ve hayral mahreci bismillâhi velecnâ ve bismillâhi haracnâ ve alallâhi Rabbenâ tevekkelnâ.” [ Allah’ım senden girilen yerin hayrını ve çıkılan yerin hayrını isterim Allah’ın ismiyle girdik Allah’ın ismiyle çıktık Allah’a Rabbimize dayandık.] desin ve sonra oradakilere selam versin.

Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî Hz.lerinin Mecmûatu’l-Ahzab’dan:

“Allâhummerzuknâ minel- ayşi er’adehü ve minel umri es’adehu ve minerrızki evsaahu.” ( Allah’ım geçimin en tatlısını ömrün en saadetlisini ve rızkın en bolunu nasip eyle.)

İmam Gazâli’nin Esmâ-i Hüsnâ isimli eserinden, EL-AZÎM: Sonsuz büyük olan ismi 1020 defa okuyanın müşkülatı giderilir, herkese karşı sözü nâfiz olur.

EL-AZÎM, pek azametli, pek büyük, zatının ve sıfatının mahiyeti çok yüce olan demektir.

Şûrâ, 4. Ayet: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O, yücedir, büyüktür.

Şûrâ, 5. Ayet: Neredeyse gökler (O’nun azametinden) üstlerinden çatlayacaklar. Melekler ise, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Rabbimiz nekadar yüce ve azamet sahibiyse, bizler de o nisbette aciziz. Ama ne yazık ki biz âcizler, Azîm olanın gücünü kudretini idrak edip, O’na gereği gibi kulluk yapmaktan da âciziz. Böyle olduğu halde, O’nun rahmeti-mağfireti herşeyi kuşatmıştır. Aslında bunun farkında olmamak, ümitsiz olmak ta O’nun “azametini” gereği gibi anlamamak demektir. O, bizlerin aklının alamayacağı kadar yücedir.

Vâkı’a, 74. Ayet: “O hâlde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt).”

Her türlü sıkıntılarımızı “Azîm olan”a havale ediyoruz. İnanıyoruz ve biliyoruz ki “O’nun gücü herşeye yeter.”

Umduklarımıza nail olup, korktuklarımızdan emin olmamız niyazıyla

Hayırlı Cumalar

Hayırlı Cumalar

Bakara, 127. Ayet: Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.

Bakara, 128. Ayet: “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.”

Hz Aişe(R.A.) den rivayet edildiğine göre Resulullah(S.A.V) uyandığı zaman şöyle dua ederdi:”Lâ ilahe illa ente sübhanekallâhümme estağfiruke lizenbî ve es’elüke

rahmetike, Allahümme zidnî ılmen velâ tüzığ galbî ba’de iz hedeytenî ve heblî min ledünke rahmeten inneke entel Vehhâb.”

[ Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim. Allah’ım! Günahım için senden mağfiret diler ve rahmetini isterim. Allahım! ilmimi artır bana hidayet verdikten sonra kalbime saptırma ve kendi tarafından bana rahmet bağışla Şüphesiz sen çok bağışta bulunansın.]

İmam Gazâli’nin Esmâ-i Hüsnâ isimli eserinden, Es’Selâm:Selamet verici ismi sabah namazından sonra 130 defa okuyana Allah selamet, hayr ve bereket verir.

ES-SELÂM, her türlü kötülükten, meşakkat, minnet ve kusurdan, âfetten kullarını kurtarıp selâmete çıkaran demektir.

Yûnus, 25. Ayet: Allah, selamet yurduna çağırıyor ve dilediğini de doğru yola hidayet ediyor.

Nisâ, 86. Ayet: Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.

Rabbimiz! Sıkıntılarla, zorluklarla dolu dünya hayatımızda, daralan ruhlarımızı SELÂM isminin tecellileriyle ferahlat, genişlet. Sen nasıl bizim gönlümüzü ferahlatıyorsan, bizleri de gönülleri ferahlatanlardan eyle! “Ben Es-Selâm olanın kuluyum. Benim elimden dilimden sana zarar gelmez, ben ancak sana dua ederim” bilinciyle selam verenlerden eyle! Karşılaştığımız herkese “selamet” sunabilenlerden eyle! Kan-revan içinde kalan, zulmet karanlıklarıyla kaplanan dünyamızı “Selâm” isminin tecellileriyle temizle ve aydınlat! Korktuklarımızdan emin olup umduklarımıza nail olmak niyazıyla….Âmin

Toplumu yetiştirecek olan annelerin bu içler acısı hali sadece beni mi ürkütüyor?

O kadar içim acıyor ki, Kâbemiz instagirl’lerin fotoğraf malzemesi oldu.

Daha çok görünür olmak isteyen pek çok kişi, Kâbe’yi aksesuar olarak kullanıyor.

Kâbe’ye gitme imkânı olmayanlar, evini paylaşıyor. Eşiyle yanak yanağa el ele pozlarını paylaşıyor.

Çocuğunun en şirin hallerini paylaşıyor.

Her daim düzenli ve temiz(!) mutfağında, elinde bir tepsi poğaçayla selfiesini paylaşıyor.

Dünün sıradan ev hanımları, ünlü mankenlere taş çıkartırcasına, her gün farklı bir kombinle karşımıza çıkıyor. Şuh bakışları, en güzel gülüşleri, gamzeleri hep daha fazla beğeni ve takipçi için.

Ne buyuruyordu Rabbimiz:

“… Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar” (Ankebut:38)

Dışarıda hanımına göz ucuyla bakan erkeklere efelenen kocalar, yüzlerce erkeğin olduğu sosyal medyada her gün en alımlı pozlarıyla arz-ı endam eden hanımlarına müsaade ediyor.

Hiç tanımadığı, belki de sapık yüzlerce erkek karısını izliyor ama, bu kocalar hiç rahatsız olmuyor.

Bu alemde görünür olmanın, hızlı takipçi toplamanın en kolay yolu özelini paylaşmak. Faydalı bilgiler vermenize, yetenek gerektiren işler yapmanıza, eğitici yazılar yazmanıza hiç gerek yok. En iyi malzeme: Bedeniniz, iyi döşenmiş eviniz, kocanız ve çocuklarınız. “Allah bu yaptığımdan razı olur mu?” kaygısı taşımıyorsanız, bunları izleyecek olan yüzbinlerce meraklı kişi sizi bekliyor!

Toplumu yetiştirecek olan annelerin bu içler acısı hali sadece beni mi ürkütüyor?

Nisan Yağmurları

2017 nisan yağmuru toplamak hakkında uyarı-tedbir icabı

İçerik1Resulallah (sallalahu aleyhi vesellem) buyurdularki; “Cebrail aleyhi selam bana öyle bir ilaç öğrettiler ki (o ilaç sayesinde insanların) doktorların ilaçlarına hiç ihtiyacı kalmaz.” Eshab-ı Kiram (o ilaçtan) bize de haber ver ya Resulallah dediler. Resulallah sallallahu aleyhi vesellem : “Nisan yağmurunu alınız (toplayınız) ona :

Continue reading Nisan Yağmurları

MİRAÇ GECESİ NAMAZI !…

MİRAÇ GECESİ NAMAZI !…

Niyet: Niyet ettim Ya Rabbi senin rızan için Nafile Namaz kılmaya…

”Her kim, recebin 27. gecesi 2 rekat kılıp her bir rekatta Fatiha’dan sonra yirmi kere İhlas Surelerini okur, namazı bitirince, Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e salavat getirdikten sonra:

Allahümme inni eselüke bi müşahedeti esraril mühıbbiyne ve bi’l halvetilleti hassaste biha seyyidel mürseliyne hıyne esrayte bihi leyletessabiı vel ışrıyne en terhame galbiyel haziyne ve tüciybe de’aveti ya ekrame’l ekramiyn.

‘Ey Allah’ım! Ey keremlilerin en keremlisi olan Allah’ım! Şüphesiz ben senden, aşıkların sırlarının müşahedesi bereketine ve yirmi yedinci gece kendisini miraca çıkardığında, gönderilenlerin Efendisi’ne tahsis ettiğin halvet (teke tek beraberlik)hürmetine, benim kederli kalbime acımanı ve duama icabet etmeni isterim’

derse, muhakkak Allah-u Te’ala, onun duasını kabul eder, şanını yüceltir, yalvarışına acır. Ve kalblerin öldüğü günde onun kalbini diri tutar (ruhunu öldürmez, iman nurunu söndürmez).

(Safuri, Nüzhetü’l-mecalis, 1/141, 2/90)

MîRAC

MîRAC

Yüce Allah buyuruyor:

O sübhân (noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah), gecenin bir kısmında kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götürdü. Kuşkusuz O (Allah), her şeyi işitendir, bilendir. (İsrâ, 1)

Son peygamber Hz. Muhammed’in en büyük mûcizelerinden biri de Mîrac olayıdır. Mîrac’ın, Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya kadar olan kısmına İsrâ, Kudüs’ten sonra yedi kat gökleri ve madde ötesi âlemleri kapsayan kısmına da Mîrac denir.

Hz. Muhammed’in gecenin bir kısmında Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya gittiği âyet-i kerîme ile sabit olduğundan, isrâyı inkâr eden dinden çıkar, kâfir olur. Kudüsten göklere ve madde ötesi âlemlere gittiği de sahih hadîs-i şeriflerle sabit olduğundan, mîracı inkâr eden de sapık olur.

Melekler gibi madde ötesi nurdan değil de madde âlemindeki toprak maddelerinden yaratılan Hz. Muhammed’in çekim, fizik ve biyoloji gibi fıtrat (doğa) kanunlarını ve ışık hızını aşıp yedi kat göklere ve madde ötesi âlemlere ulaşması, ancak Allah’ın kudreti ile olduğundan,

Âyet-i kerîme Yüce Allah’ın sonsuz ve sınırsız kudretinin simgesi olan Sübhâne ile başlıyor, mîracın ilâhî bir mûcize olduğu vurgulanıyor ve Peygamberimiz (s.a.v.) açısından da bir seyr-i sülük (manevi yolculuk) ve ödüllendirme olduğuna işaret ediliyor.

Mîrac olayı ne zaman ve nasıl oldu?

Nübüvvetin 10. yılında Ebû Tâlib’in ve ondan üç gün sonra da Hz. Hadîce radıyallahü anhâ’nın vefatı ile Peygamberimiz (s.a.v.) için en zorlu günlerin başlangıcı oldu. Özellikle Ebû Tâlib’in yerine Ebû Leheb Kureyş’in reisi olunca, müşrikler Mekke’de terör estirmeye ve müslümanlara korkunç işkenceler yapmaya başladılar.

Mekke’de tebliğ görevi engellenen Peygamberimiz (s.a.v.), Zeyd İbni Hârise ile Tâife gitti ve bir ay kadar onları İslâm’a davet etti. Ne yazık ki içlerinden tek bir kişi bile îman etmediği gibi üstelik Peygamberimiz (s.a.v.) ile Hz. Zeyd’e taşlar atıp hakaret ettiler.

Peygamberimiz (s.a.v.) çaresiz yine Mekke’ye döndü ve Allah yolunda

her çeşit hakaretleri sineye çekerek gizlice tebliğ görevine devam etti.

Bir gün müşrikler Allah’ın (c.c.) Habibim! dediği Peygamberimizi (s.a.v.) çok üzmüşler ve mübarek gönlünü incitmişlerdi. Çok yorgun olan Peygamberimiz (s.a.v.) o gece Ümm-i Hâni’nin evine gitti ve hemen yatıp hafifçe uykuya daldı.

İsrâ

Allah (c.c.) Cebrâil’e: “Ya Cebrâil! Hemen dünyaya git, yorgun ve üzgün olan habibimi getir de benim mülk ve melekût âlemlerimi görüp gönlü hoş olsun” buyurdu.

Hz. Cebrâil cennetten Burak adındaki hayvanı alıp Ümm-i Hâni’nin evine geldi, Allah’ın (c.c.) davetini iletip Peygamberimizi (s.a.v.) kutladı ve birlikte Kâbe’nin yanına geldiler.

Melekler bıçaksız, kansız ve ağrısız bir şekilde Peygamberimiz (s.a.v.) in göğsünü yarıp kalbini çıkardılar ve içini zemzem suyu ile yıkayıp nur ve îmanla doldurdular.

Peygamberimiz (s.a.v.) cennetten getirilen Burak’a bindi, sağında Hz. Cebrâil, solunda Hz. Mîkâil, önünde ve ardında saf saf melekler olduğu halde mânevî bir merasimle Kudüs’e geldi ve Mescid-i Aksâ’nın karşısındaki bir kayaya Burak’ı bağladı. (Emevî halifelerinden Abdülmelik bin Mervan bu kayanın üzerine Kubbet-üs-sahra denilen mescidi yaptırdı).

Peygamberlerin ruhları (aleyhimü’s-selâm) Mescid-i Aksâ’da Peygamberimizi karşılayıp “hoş geldin” dediler ve mihraba geçip iki rek’at namaz kıldırmasını rica ettiler. Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Âdem’e, Hz. Nûh’a ve Hz. İbrahim’e “siz kıldırın” diye teklif etti ama onlar “sen varken biz öne geçemeyiz” deyince, mihraba geçti ve iki rek’at namaz kıldılar.

Mîrac

Gökler arası yolculuğa Burak’ın bağlandığı kayanın üstünden başlandı. Peygamberimiz (s.a.v.) “mîrac” denilen yürüyen mânevî bir merdivenle ya da Hz. Cebrâil’in kanatları üstünde melek hızı ile birinci göğün kapısına geldiler. Hz. Cebrâil’in isteği ile görevli melek kapıyı açınca, melekler “hoş geldin” diye coşku ile karşıladılar, mîracını kutladılar ve Peygamberimiz (s.a.v.) ile birlikte iki rek’at namaz kıldılar.

Gökler arası yolculuğa devam edildi. Peygamberimiz (s.a.v.) ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci kattaki melekler tarafından da aynı coşku ile karşılandı ve imam olup her gökte meleklerle birlikte ikişer rek’at namaz kıldı.

Peygamberimiz (s.a.v.) ayrıca birinci gökte Hz. Âdem, ikinci gökte Hz. İsa ile Hz. Yahya, üçüncü gökte Hz. Yûsuf, dördüncü gökte Hz. İdrîs, beşinci gökte Hz. Hârûn, altıncı gökte Hz. Mûsa ve yedinci gökte Hz. İbrahim ile görüşüp sohbet etti.

Birbirinden milyonlarca ışık yılı uzaklığındaki gökler ve galaksiler arası yolculuktan sonra, madde ötesi âlemlere yolculuk başladı.

Yüce Allah buyuruyor:

Andolsun ki onu (Cebrâil’i), bir defa daha (aslî suretinde) Sidretü’l-

Müntehâ’nın yanında gördü. Cennet’ül-Me’vâ da onun yanındadır. (Necm, 13-14-15)

Yedi kat göklerden sonra Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Cebrâil ile birlikte, “Âlem-i gayb” (gizlilik âlemi) ile “Âlem-i şuhud’u” (görünen âlemleri) birbirinden ayıran ve Hz. Cebrâil’in de mâkamı olan Sidretü’l-Müntehâ’ya geldiler.

Sidretü’l-Müntehâ, varlıklar âleminin sonu olduğu için en son ağaç anlamında oraya Sidretü’l-Müntahâ ve ondan sonraki âlemlere de gayb (gizliklik) âlemi denir.

Cebelitârık boğazında Atlas Okyanusunun suları ile Akdeniz’in suları birbirine karışmadığı gibi,

Gayb âlemindeki varlıklar Sidretü’l-Müntehâ’ya inemez, Sidretü’lMüntehâ’daki ve göklerdeki varlıklar da gayb âlemine çıkamazlar.

Sidre-i müntehâ’ya gelince Hz. Cebrâil aslî suretine dönüştü, Peygamberimize (s.a.v.) veda etti ve: “Ya Muhammed! Bir karış ileri geçersem yanarım!” diye mâkamını aşamayacağını haber verdi.

Peygamberimiz (s.a.v.) garip garip ve hüzünlü bir şekilde Hz. Cebrâil’e bakarken, Yüce Allah “Refref” adında dünyada eşi olmayan bir cennet yatağı gönderdi ve Peygamberimiz (s.a.v.) onun üzerinde Cennet’ül-Me’vâ’dan başlayarak sekiz cenneti gezdi.

Sonra?

Peygamberimiz (s.a.v.) seyr-i sülûküne (mânevî yolculuğuna) devam etti. Hiçbir peygamberin ulaşamadığı ve Hz. Cebrâil gibi kutsal bir meleğin, “ileri geçersem (mânevî feyizlere dayanamam) yanarım!” dediği gayb âleminin o kutsal mâkamlarını cezbe-i ilâhî ile aştı.

Peygamberimiz (s.a.v.) beşeriyetten arınıp mânevî mâkamların zirve noktasına ulaşınca, bütün letâifleri ve hücreleri Allah Allah diye yanınca ve nûrânî perdeler de bir bir aradan kalkınca!..

“Et-tehıyyatü lillâhi ve’s-salevâtü ve’t-tayyibât” (söz, beden ve

mal ile yapılan bütün ibâdetler sadece Allah’a aittir. O’nun hakkıdır) diye âlemlerin Rabbi olan Allah’a (c.c.) hamdü senâlar etti.

Allah (c.c.) buyurdu:

“Es-selâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh” (Ey şanı yüce peygamber! Allah’ın selâmı (selâmeti), rahmeti ve bereketleri sana olsun).

Peygamberimiz (s.a.v.), Allah’ın selâmından ümmetinin de yararlanması için,

“Es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn” (Selâm, bizim ve Allah’ın sâlih kullarının üzerine olsun) dedi.

Bunun üzerine Mele-i-A’lâ’daki melekler aşka gelip,

“Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh” dediler.

Yüce Allah buyuruyor:

Allah kuluna (Muhammed’e) dilediğini vahiy ile bidirdi. (Necm, 10)

Âlemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) ile Peygamberimiz (s.a.v.) arasında vahiy denilen gizli, sessiz, harfsiz, kelimesiz, zamanla sınırlı olmayan ve yüzbinlerce yıllara sığmayan konuşmalar oldu ve Allah (c.c.) Peygamberimize (s.a.v.) pek çok gizli sırların şifrelerini verdi.

Dünyaya dönüş

Yüce Allah habibim! dediği sevgili Peygamberimizi iki hediye ile tekrar dünyaya, ümmetine gönderdi. Bu iki hediyeden biri Bakara Sûresinin son iki âyeti, diğeri de beş vakit namazdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) madde, zaman, mekân, sınır, yön ve ses olmayan Âlem-i gayb’dan Sidretü’l-Müntehâ’ya, Hz. Cebrâil’in yanına ve oradan Hz. Cebrâil ile birlikte önce Kudüs’e ve sonra Mekke-i Mükerreme’deki Ümm-i Hâni’nin evine geldi.

Mele-i-A’lâ’daki melekler aşka gelip, “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh” dediler ama,

Ne yazık ki ortaçağın da gerisinde yarı vahşi canavar hayatı yaşayan, leş yiyip, kan içen ve öz kızlarını diri diri toprağa gömen Mekke müşrikleri Peygamberimiz (s.a.v.) in mîracına inanmayıp inkâr, hatta alay ettiler.

***

Tomorhoca.com