HİÇ BU AÇIDAN BAKMIŞMIYDINIZ…???

“Allahu Teala kullarına uluhiyyeti ve ubudiyyeti öğretmek için peygamberler göndermiştir.

Fakat fizik, fen, matematik gibi teknolojik şeyleri öğretmek için kimseyi göndermemiştir.

Bunlar Allah katında basit şeyler, insanın zekası ile bulabileceği şeyler,

Şimdi mesela insan aya çıkıyor.sanki çok büyük bir olaymış gibi anlatıyorlar.

Yahu ayda mahluk, insanda mahluk…

Asıl büyük iş Allah’a ulaşmaktır…”

Salih topçu hocaefendi bu sabah ki sohbetten alıntıdır…

İŞTE MEHMET AKİF ERSOY’UY YILBAŞI ŞİİRİ

İŞTE MEHMET AKİF ERSOY’UY YILBAŞI ŞİİRİ

Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?

Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!

Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.

Gördümki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.

Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!

Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.

Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.

Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâmdır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerim’dir.

Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatihin, Yavuzun diyarı, Noel kutlamada, geçerek hiristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..

Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.

Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.

Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.

Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Mehmet Âkif Ersoy’un bilinmeyenleri

Hayırlı Cumalar

Hayırlı Cumalar

Bakara, 126. Ayet: [….”Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır”….]

İbrahim, 35. Ayet: … “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı(evlatlarımı) putlara tapmaktan uzak tut.”

İbrahim, 40. Ayet: “Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”

İbrahim, 41. Ayet: “Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.”

☆Rasûlullah(S.A V.) şöyle buyurdu: “Yunus(A.S.)’un balığın karnında iken yaptığı dua olan “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn” ( Senden başka ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten nefsine zulmedenlerden oldum.) bu duayı herhangi konuda yaparsa Allah onun duasını mutlaka kabul eder.” (Tirmizi)

☆Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevi Hz.lerinin Mecmuâtul Ahzab’dan;

Nimet Kadrini Bilme Duası:

“Allahümme innî eûzü bike min zevâli ni’metike ve tahavvüli âfiyetike ve fücâeti ni’metike ve cemî’ı sahatike.”

( Allah’ım, nimetinin yokluğundan Sana sığınırım. Verdiğin sıhhat ve afiyetinin değiştirilmesinden Sana sığınırım. Azabının ve kahrının beni kaplamasından Sana sığınırım.)

☆İmam Gazâli’nin Esmâ-i Hüsnâ isimli eserinden:

EL-MÜHEYMİN, mahlûkatına gözetip koruyan, korkulardan emin kılan, her şeye şahit olan, muhafaza eden demektir. (145 defa okuyan saadete yükselir. Ona şeytan ve insan tasallut edemez, zarara ulaştıramaz, düşmanın şerrinden emin ve mahfuz olur.)

Hadîd, 4. Ayet: “O, gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratan, sonra Arş’a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”

Müheymin olan Rabbimiz, hiç bir şeyde düzensizliğe izin vermez. Hiçbir şeyi başıboş, sebepsiz yaratmamıştır. Düşünen zihinler, gören gözler, işiten kulaklar, hisseden gönüller bunu idrâk ederler.

Mü’min; fizik kanunları, yer çekimi kanunu, sürtünme kanunu, çekim kanunları v.s. ile âlemi kontrolünde tutan Yaradan’ın; kendisi için kurallar koyduğunu bilir. Ve yine bilir ki; RABBİM dediğinde, kendisini gözeten, koruyan, seven Müheymin olan “buradayım kulum” der. “Müheymin” olana sığınan geçmişe takılıp kalmaz, gelecek için endişelenmez. Anı nasıl değerlendiririm, beteketlendiririm diye düşünür ve içine “huzur” dolar. Haydi huzura yolculuğa…. Korktuklarımızdan emin olup umduklarımıza nail olmamız niyazıyla

NOEL ve KUTLAMALAR.. Tam 55 yıl önceydi. 24-Aralık-1963 Yer Kıbrıs.

NOEL ve KUTLAMALAR..

Tam 55 yıl önceydi.

24-Aralık-1963

Yer Kıbrıs.

Bizler Rumlar’ın ve Hristiyanların

noellerini kutluyorken, Rum palikaryaları,

Türk avına çıkmıştı. 23-24-25 Aralık tarihlerinde Rumlar 200 Türkü, çoluk çocuk,

kadın erkek, genç yaşlı demeden hunharca katlettiler.

Binbaşı Nihat İlhanın karısı ve yavruları, küvetin içinde, birbirlerine sarılmış şekilde delik deşik edildi. Duvarlar ve tavanlar et parçaları doluydu.

O gün Noel böyle kutlanmıştı.

Unutanın kanı kurusun!!!!!

Daha farkında, daha şuurlu bir yeni yıl diliyorum..

Bu Allahsızları dost edinmeyiniz..🇹🇷

Hayırlısı

Alıntı

Hızır (a.s)’ı görmek isteyen kaymakam

Hızır (a.s)’ı görmek isteyen kaymakam

Ladikli Ahmet Ağa Konya velilerinden olup, büyük bir Allah dostudur. Kendisini Hakk’ın rızasına, halkın hizmetine adamış, her zaman ve her yönde halkımıza önder, rehber, teselli ve ümit kaynağı idi. Kendisine bir şey sorulduğu zaman; -Durun gardaşım, şimdi cevabınızı getiririm.. der, gider Hızır Aleyhisselam’a sorar, cevabını alır getirirdi. Kimseyi kırmaz ve geri çevirmezdi.

Ladikli Ahmet Ağa

Akşehir Kaymakamı Ladikli Ahmet Ağa’ya: – Ahmed Ağa, demiş siz hep görüşüyorsunuz, bir de bana göster Hızır Aleyhisselâmı! Ahmed Ağa, Kaymakamın talebine yuvarlak çerçeveli bir cevap vermiş: – Oğlum, nasipse görürsünüz inşallah demiş.

Ahmed Ağa’nın hayranlarından olan Kaymakam, bir Ramazan günü, iftara yakın, iftar sofrasına oturmuşlar, ailecek iftar topunu bekliyorlar. Kaymakam sigara tiryakisiymiş. Kaymakam tiryakiliğin verdiği ruh haliyle beklerken, kapısı üç kez çalınmış. Çıkmış bakmış kaymakam, kapıda bir adam:

-Biseciii! Bise alırmısınız efendiii? Arkasında da bir deve, geviş getiriyor geve geve.

Ne desin Kaymakam? – Ne bisesi be adam? Biseyi ne yapayım ben?

– Peki efendi kızma! Bizden sorması, sanki ısmarlamış gibiydiniz de. Hadi iftar-ı şerifler hayrolsun! demiş, çekmiş devesinin yularını: – Biseciii! Bise alan, katran alan…

Kaymakam kapıyı kapatıp da sofraya dönerken, mırıldanıp kendi kendine içinden: Allah Allaaah! Bu saatte bise mi satılır be adam? Mübarek iftar vakti. Fesubhanallah! çekmiş.

Bir müddet sonra tekrar Ladik’e gittiği zaman:

– Aşk olsun Ahmed Ağa, bize Hızır Aleyhisselâmı daha göstermeyecen mi Hacı Babam? diye sitem etmeye kalkınca, Ahmed Ağa:

– Size de aşk olsun hay guzum! Kapınıza gelen Hızır’ı kovarsınız, ondan sonra da gelir bize sitem yaparsınız! demiş.

Kaymakam şaşkınlık içinde:

– Ne demek o? Ne zaman geldi Hacı Babam? diye sorunca, Ahmed Ağa:

– Ramazanın son günlerinde, siz sofrada beklerken kapınıza bir Biseci geldi mi?

– Geldi?

– Devesinin semerindeki katran küplerine dikkat ettin mi, semere bağlı mıydı, değil miydi?

– Ben bu tiryaki kafasıyla nerden dikkat edecem ona Hacı Babam?

– İçeceksen sen iç cigarayı oğlum! Cigara seni içmesin!… Hem sen nasıl bir Hızır bekliyordun? Yakası kartlı, kravatlı birini mi bekliyordun? Kolalı gömlekli, ütülü pantolonlu birini mi bekliyordun? Neyse. Gördün işte gayrı. Görmedim diyemezsin! Kaçırdın ammaa, gördün işte yine de, demiş ve teselli etmiş Kaymakamı. Ama Kaymakam epey eyvah çekmiş tabiii.

Alıntı

Böyle din olmaz. “Anamdan öğ­ren­dim, ne­nem­den öğ­ren­di­m” di­ye­rek din ol­maz. Din, ilim ki­tap­tan öğ­re­ni­le­cek, ho­ca­la­rın ağ­zın­dan alı­na­cak. Ve bu me­se­le­ler­de farz ola­nı öğ­ren­mek farz, va­ci­bi öğ­ren­mek va­cip, sün­ne­ti öğ­ren­mek sün­net, müs­te­ha­bı öğ­ren­mek müs­te­hap.

Böyle din olmaz. “Anamdan öğ­ren­dim, ne­nem­den öğ­ren­di­m” di­ye­rek din ol­maz. Din, ilim ki­tap­tan öğ­re­ni­le­cek, ho­ca­la­rın ağ­zın­dan alı­na­cak. Ve bu me­se­le­ler­de farz ola­nı öğ­ren­mek farz, va­ci­bi öğ­ren­mek va­cip, sün­ne­ti öğ­ren­mek sün­net, müs­te­ha­bı öğ­ren­mek müs­te­hap.

Ma­dem ab­dest, na­maz farz. Bu ko­nu­la­rı da öğ­ren­mek farz. Ma­dem ev­len­din ka­rın var, ma­dem do­ğur­dun kı­zın var, öğ­ret­men farz. Ba­na ne yok! “Kı­ya­met gü­nün­de Müs­lü­man­la­rın aza­bı en şid­det­li ola­nı, eşi­ni ve ço­luk ço­cu­ğu­nu ca­hil bı­ra­kan­dır.”

Zi­na eden de­mi­yor, iç­ki içen de­mi­yor, fa­iz yi­yen de­mi­yor, ya­lan di­yen de­mi­yor. Ta­bi ­ki hep­si­nin aza­bı var. Ama en be­ter azap ço­luk ço­cu­ğu­nu ca­hil bı­ra­kan­la­ra be­la ola­cak. Siz me­sul­sü­nüz ya­ni ge­çiş­ti­re­mez­si­niz bu ko­nu­la­rı. Ama “Yav­rum al bak bun­la­rı ben sa­na ver­dim yav­rum.

An­la­mı­yor­san, an­nen da­ha iyi an­la­ya­bi­lir, bi­raz on­la da mü­za­ke­re et. Şim­di se­nin baş­la­dı bu me­se­le­le­rin. Bun­la­rı bil­men la­zım. Ab­dest, va­kit, sa­at, na­maz ge­çir­me. Ka­za­ya bı­rak­ma yav­ru­m” der­sin. Ne ya­pa­ca­ğız ya­hu?! Ben­de bu­ra­da ko­nu­şu­yo­rum. Ko­nuş­mak ko­lay, il­gi­le­ne­mi­yo­ruz ço­lu­ğu­muz­la ço­cu­ğu­muz­la.

Vak­ti­miz yok, işi­miz çok, has­ta­yız, us­ta­yız. Ama ba­ka­lım Al­lah (cc) ma­zur mu­ame­le­si ya­pa­cak mı bi­ze? Bel­ki de so­pa­yı bu­ra­dan yi­ye­ce­ğiz.

HO­ROZ ER­KEK­Lİ­Ğİ

Efen­di Haz­ret­le­ri “A­dam ol­ma­dan ni­ye ev­len­din?” der­di. Ya­ni adam; Al­la­h’­ın di­ni­ni ya­şa­yıp ya­şa­ta­na der­ler. Adam de­ğil­sen ni­ye ev­len­din?! Adam­san bu iş­ler va­zi­fen, ço­luk ço­cu­ğu­na ba­ka­cak­sın. “Se­nin er­kek­li­ğin ho­roz er­kek­li­ği­” der­di. İn­san er­kek­li­ği böy­le olur mu?! Me­su­li­ye­ti­ne gi­ri­yor­sun in­san­la­rın. Okut­mu­yor­sun, öğ­ret­mi­yor­sun. On­dan son­ra ço­luk ço­cu­ğu­na bu ki­tap­la­rı, bu eser­le­ri ulaş­tır­mı­yor­sun, ca­hil bı­ra­kı­yor­sun.

Sa­na Mev­la “Ey iman eden­ler! Ken­di­ni­zi ve ai­le­le­ri­ni­zi ya­kı­tı in­san­lar ve taş­lar olan ateş­ten ko­ru­yu­n” (Tah­rîm: 6) bu­yu­ru­yor. Ken­di­ni, ka­rı­nı, ço­lu­ğu­nu ço­cu­ğu­nu ney­le ko­ru­ya­cak­sın ce­hen­nem ate­şin­den?

İman, Ehl-i Sün­ne­t’­e gö­re iti­ka­tı tas­hih son­ra il­mi­hal. “Her Müs­lü­man er­ke­ğe ve her Müs­lü­man ka­dı­na ilim tah­si­li far­z” buy­ru­lu­yor.

KO­CA­SI İŞE YA­RA­MI­YOR

Han­gi ilim? İl­mi­hal ta­bi­ki. Yok­sa öbür tür­lü “O ka­dın şu­nu bi­lir, bu ka­dın bu­nu bil­mez. O ye­me­ği bi­lir, bu ye­me­ği bil­mez.” Bun­lar farz de­ğil ki.

Yu­mur­ta pi­şir­me­yi öğ­ren­me­si farz mı ya­ni?! Ama si­zin için bun­lar da­ha mü­him ga­li­ba. Si­ze gö­re keş­ke bu me­se­le­le­ri bi­le­ce­ği­ne ye­mek yap­ma­yı da­ha faz­la bil­se da­ha iyi olur de­ğil mi?! Hal­bu­ki sen doğ­ru Müs­lü­man­san “Sen iti­ka­dı­nı bil. Far­zı­nı, ame­li­ni bil öbür me­se­le­ler ko­lay ha­nım.

Otu­rur ya­pa­rız, bir şey­ler ye­ri­z” de­men la­zım. Ka­dın ilim­le uğ­ra­şı­yor­sa yar­dım­cı bi­le ola­bi­lir­sin. Oku­yor­sa, oku­tu­yor­sa me­se­la. Ba­zı ho­ca ha­nım­lar var. Ta­le­be­le­ri var, va­az eden ka­dın­lar var. Ko­ca­sı­nın za­ten bir işe ya­ra­dı­ğı yok. Ba­ri ev­de git ye­me­ği yap ve­ya­hut git or­ta­lı­ğı te­miz­le.

Öy­le ka­dın ner­de var?! Va­az edi­yor, kaç ki­şi­yi na­ma­za baş­la­tı­yor ka­dın ya­hu. Öy­le ho­ca ha­nım­lar var. On­la­ra hiz­met eden ko­ca­la­rı da se­va­bı­na or­tak olur. Ona yar­dım­cı ol­mak la­zım, an­la­yış­lı ol­mak la­zım.

ATEŞ­TEN KO­RU­NUN

Ye­mek bu­lu­nur, iç­mek bu­lu­nur, her şey bu­lu­nur. Ama ya­rın ahi­ret­te bi­ze iman so­rar­lar, na­maz so­rar­lar, ab­dest so­rar­lar. “Ne ye­di­niz, ne iç­ti­niz?” di­ye sor­maz­lar. “Ye­di­ği­niz, iç­ti­ği­niz si­zin ol­su­n” der­ler. Me­lek­ler “He­le bir gel. Ame­li­ni­ze ba­ka­ca­ğı­z” der­ler.

Ahi­ret­te “Ha­nım iyi ye­mek yap­tı mı?” de­mez­ler. Ama sa­na “Bu ka­dın­la ev­len­din, al­dın. Ab­des­ti öğ­ret­me­miş­sin, na­ma­zı öğ­ret­me­miş­sin, ta­ha­re­ti öğ­ret­me­miş­sin.

“ÇI­RA Gİ­Bİ YA­KA­CA­ĞI­M”

İl­mi­hal bil­mi­yor, iti­kat bil­mi­yo­r” der­ler. Bu ne­dir ya­hu?! “A­teş­ten ko­ru­yun ken­di­ni­zi. O ate­şin çı­ra­sı in­san­lar­la, kib­rit taş­la­rı­dır.” Kü­kürt taş­la­rı ya­ni öy­le bir ya­kı­cı taş­lar var ki. Kö­mür ma­de­ni­nin taş­la­rı­nı dü­şü­nün iş­te ko­ca ko­ca ka­ya­lar. Çak­tı­ğı­mız kib­ri­tin ucu­nun taş­la­rı var. Atıl­dı­ğı za­man her ta­raf ateş par­lı­yor.

Bi­raz ateş din­se, bir ta­ne da­ha atı­yor­lar kib­rit ta­şın­dan. Kaç bin se­ne da­ha tu­tuş­tun ya­ni!

Bir de ki­mi mal­ze­me ya­pa­ca­ğız di­yor­lar? “İn­san­la­rı ora­ya çı­ra ya­pa­ca­ğı­z” bu­yu­ru­yor Al­lah. “Çı­ra gi­bi ya­ka­ca­ğı­m” der­ler ya “Çı­ra ya­pa­ca­ğım se­ni­” di­yor. “Ha­nı­mın ate­şe çı­ra ol­ma­sın. Oğ­lun, kı­zın ateş­len­di­ği za­man ba­şı­nı bek­li­yor­sun. ‘Yav­ru­m’ di­yor­sun. İş­te bak ateş­te­” di­yor Mev­la.

Onu “Çı­ra ya­pa­rı­m” di­yor. “Ko­ru­yun ken­di­ni­zi ve ai­le­ni­zi­” di­yor. Me­lek­le­ri, ze­ba­ni­le­ri söy­lü­yor. “Hiç acı­maz­lar, gö­zü­nü­zün ya­şı­na bak­maz­lar atar­lar si­zi ce­hen­ne­me­” di­yor. Rab­bim da­ha ne bu­yur­sun?!

RAY­DAN ÇI­KART­MA­YA­LIM

“İn­san­la­rı kor­kut­ma­ya­lı­m” di­yor­lar. Bu­nu Al­lah kor­ku­tu­yor. Ben ne ya­pa­ca­ğım kar­de­şim. Ben sa­na ne di­ye­bi­li­rim? Bu ayet var­ken na­sıl giz­le­ye­bi­li­rim?! “Al­lah acır af­fe­der ho­ca efen­di. Bu iş­le­ri çok abar­tı­yor­su­nu­z” di­yor­lar. Biz abart­mı­yo­ruz, bil­di­ği­miz şey­le­rin ço­ğu­nu da di­ye­mi­yo­ruz. Ya­ni ayet ve ha­dis­ler­de­ki teh­li­ke­ler ve kor­ku­tu­cu ha­ber­le­ri çok da­ha faz­la ver­sek mil­le­tin hep­ten ümi­di ke­si­le­cek. “Hiç kur­tu­la­ma­m” di­ye­cek mil­let ya­hu. Bu se­fer de ben kor­ku­yo­rum. Çün­kü “Za­ten ce­hen­ne­me gi­de­ce­ğiz an­la­şıl­dı. Ba­ri dün­ya da ne ya­par­sak ya­pa­lı­m” di­ye­cek­ler. İn­san­la­rı hep­ten ray­dan çı­kart­ma­ya­lım di­ye, den­ge­le­mek için söy­le­mi­yo­ruz.

EN MÜ­HİM ME­SE­LE

Va­iz­lik mü­him bir sa­nat. Ha­tip­lik iyi ama in­ce bir mes­lek. İn­san­la­rı din­den çı­kar­ma teh­li­ke­si var. Ada­mın ümi­di­ni ke­ser­sin, adam na­ma­zı bı­ra­kır. Al­lah mu­ha­fa­za! Onun için ümi­di­mi­zi Hak­ka tu­ta­lım. Rab­bi­miz ke­rem sa­hi­bi­dir. Ama Mev­la “Sen be­nim di­ni­me de­ğer ver­din mi? Sen be­nim il­mi­mi oku­dun mu?” di­ye ba­kı­yor. “Yan­lış ya­pa­bi­lir­sin, unu­ta­bi­lir­sin. Ha­ta­yı set­re­de­rim, gü­na­hı af­fe­de­rim, töv­be ka­pı­sı açı­k” bu­yu­ru­yor ama sen Al­lah’ın di­ni­ne hiç önem ver­mi­yor­sun ya­hu. Ya­ni öğ­ren­me­ye hiç önem ver­mi­yor­sun. Ana­dan, ata­dan kal­ma iş ya­pı­yor­sun. Mü­hen­dis­lik için 40 se­ne oku­yor­sun. Dok­tor­luk için bil­mem kaç se­ne oku­yor­sun.

En ufak bir mes­lek için mü­rek­kep ya­lı­yor­sun, te­be­şir to­zu yu­tu­yor­sun. En mü­him me­se­le iti­kat ve il­mi­hal. Bu­gün öl­sen ka­bir­de ilk so­ru­la­cak sor­gu-su­al bun­dan. Bu ko­nu­la­ra hiç va­kit ayır­mı­yor­sun. Sen o za­man Al­lah’a ve di­ni­ne hiç önem at­fet­mi­yor­sun.

Kİ­TAP OKU­MU­YOR­SU­NUZ

Lüt­fen ku­su­ra bak­ma­yın! Si­zin dün­ya iş­le­ri­ne ver­di­ği­niz me­sa­iyi bi­li­yo­ruz. Bu­nun ya­nı sı­ra kaç da­ki­ka ki­tap oku­ma­ya ayı­rı­yor­su­nuz bu­nu da bi­li­yo­ruz. Ben siz­den bin kat faz­la ki­tap oku­yo­rum. Oku­mak la­zım za­ru­ret bun­lar. Siz oku­mu­yor­su­nuz. Va­az-ı na­si­hat oku­mu­yor­sun, ta­sav­vuf oku­mu­yor­sun, ra­bı­ta oku­mu­yor­sun, si­yer oku­mu­yor­sun, ha­dis oku­mu­yor­sun, tef­sir oku­mu­yor­sun. Kar­de­şim il­mi­hal­den bah­se­di­yo­ruz. Mec­bur­sun di­yo­ruz sa­na mec­bur­sun. Ka­dın­san da er­kek­sen de mec­bur­sun. Farz bu sa­na.

Far­zı ana­dan, ata­dan gör­mey­le ya­pa­maz­sın. Mec­bur­sun onun il­mi de farz. Ab­dest farz­sa onu bil­mek farz. Baş­ka ça­ren yok. Sen far­zı na­sıl böy­le ih­mal ede­bi­li­yor­sun?! “Ben öy­le gör­düm, öy­le ya­pa­rı­m” di­ye­rek din ol­maz.

AL­LA­H’­A VA­KİT AYI­RA­CAK­SIN

Me­se­la kıb­le­yi bil­me­di­ğin yer­de araş­tı­rıp da bir ta­ra­fa doğ­ru dur­du­ğun za­man, araş­tır­dı­ğın için yan­lış yö­ne kıl­san da na­ma­zı ia­de et­mez­sin. Çün­kü baş­tan in­ce­le­di­ğin için. Ama kıb­le­yi bil­mi­yor­sun, in­ce­le­me­den dur­dun bir ta­ra­fa, kıb­le­ye denk gel­se bi­le na­ma­zı ia­de ede­cek­sin. Çün­kü araş­tır­ma­dı­ğın için. Kar­de­şim fı­kıh böy­le bir me­se­le. Sen ev­ve­la Al­lah’a va­kit ve­re­cek­sin, di­ne va­kit ayı­ra­cak­sın, il­mi­ha­le me­sa­i har­ca­ya­cak­sın.

Mev­la da gö­re­cek ki “Bu ku­lum ka­bir­den kor­ku­yor, mah­şer­den kor­ku­yor, ahi­re­te ina­nı­yor be­nim hu­zu­rum­da he­sa­bın cid­di­ye­ti­ni an­la­mış. Onun için­de bun­la­rı öğ­ren­me­ye ça­lı­şı­yor.” Bu ara­da ha­ta olur, yan­lış olur, şu olur, bu olur Rab­bim af­fe­der.

Ama sen nef­sin için ayır­dı­ğın va­kit­le­rin zer­re­si­ni Al­lah’ın il­mi­ne ayır­mı­yor­sun. Ve bu ilim­de farz olan ilim.

Anadan, atadan kalma iş yapıyorsun. Mühendislik için 40 sene okuyorsun. Doktorluk için bilmem kaç sene okuyorsun. En mühim mesele için hiç vakit ayırmıyorsun.

Yarın ahirette “Hanım iyi yemek yaptı mı?” demezler.

“Bu kadınla evlendin, aldın. Abdesti öğretmemişsin, namazı öğretmemişsin, tahareti öğretmemişsin” diye hesap sorarlar.

Hadis-i şerifte “Kıyamet gününde Müslümanların azabı en şiddetli olanı, eşini ve çoluk çocuğunu cahil bırakandır.” buyruluyor.

Siz mesulsünüz yani, geçiştiremezsiniz bu konuları.

GECE UYANDIĞINDA YAPILACAK ZİKİR

GECE UYANDIĞINDA YAPILACAK ZİKİRLER

Ubâde b. Sâmit’den Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Şöyle buyurdu:

“ Her kim gece vakti uyanıp yatakta kımıldarken “ Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh, lehulmülkü ve lehulhamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir.

Sübhanellahi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhü vallâhü ekber, ve lâ havle ve lâ guvvete illâ billâhi’l-aliyyil azîym” der, sonra “ Allahım beni bağışla ” der veya başka bir dua ederse duası kabul olunur. Şayet abdest alıp namaz kılarsa namazı kabul edilir.”

Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei ve İbn Mâce rivayet etmiştir.

İbn Hacer “ Fethu’l-Bârî, 3.cilt”