Duamızın Kabul Olunduğuna Dair Bazı Alametler

Duamızın Kabul Olunduğuna Dair Bazı Alametler

Dua eden kimsenin elinde olmadığı halde:

1 Huşu Gelmesi

2 Kendisine ağlama hâsıl olması

3 Bir ağırlık gelmesi

4 Kendisinde aksırma meydana gelmesi

5 Terleme hali meydana gelmesi

6 Kendisinden bir titreme hali meydana gelmesi

7 Sıcak olmadığı halde ateşlenmesi

8 Soğuk olmadığı halde üşümesi

9 Yük altından kurtulmuş gibi kendisinde bir hafiflik hissetmesi

Bütün bu haller duanın duanın kabul olunduğuna dair bir alâmettir. Binaenaleyh, dua eden kimsede bu alametleden birisi zahir olursa, o kimse Allahû Teâlâ’ya çok çok şükürler etmelidir.

Resulullah (s.a.v.) buyurdu i: “Her hangi biriniz, Rabbinizden bir dileğini isteyince duasının kabul edilmesi durumunda, duasının kabul edildiğini takdir etsin ve bunun için şöyle desin:

(el-Hamdü lillahillezî bi ‘izzetihi ve celâlihi tetimmüs sâlihât)

‘Salih amellerin sağlıklı ve tam bir şekilde yerine getirilebilmesi için verdiği nimetleri sebebiylenAllah’a hamd olsun.’

Eğer bir kimsenin  duası gecikmiş ve henüz kabul edilmiş değilse, o da şöyle söylesin:

(el-Hamdü lillahi alâ külli hâl)

‘Her hâlükârda Allah’a hamd olsun.’

Büyük Dua Ansiklopedisi

M. İsmail Fındklı

Hayırlı Cumalar/OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAMIZDAN! ALLAH’IN YARDIMI NEDEN GELMEZ!

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAMIZDAN!

ALLAH’IN YARDIMI NEDEN GELMEZ!

Ben aralarından ayrıldığımda, (Allâh’ın azâbını önleyecek ikinci emân olan) istiğfârı, kıyâmete kadar ümmetimin yanında bırakıyorum.” (Tirmizî, Tefsîr, 8/3082) Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- da: “Yeryüzünde iki eman vardı. Biri gitti, diğeri kaldı. Giden, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; kalan ise istiğfardır.” buyurmuştur. Hakîkaten, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz içlerinde bulunduğu sırada Mekkeli müşrikler üzerine bile Hak katından umûmî bir azap inmemiştir. Ne zaman ki Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz Mekke’den Medîne’ye hicret etmiş, o vakit Mekkeli müşrikler üzerine çeşitli belâ ve musibetler yağmaya başlamıştır. İlâhî azâba ve musîbetlere dûçâr olmaktan korunabilmek için bugün Rasûlullah Efendimiz’le zâhiren beraber olmamız mümkün değildir. Fakat işârî mânâda denilebilir ki, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ile ne kadar kalbî beraberlik içinde olabilirsek, O’nun Sünnet-i Seniyye’sini hayatımızda ne kadar tatbik edebilirsek, dilimizi ne kadar salevât-ı şerîfeler ile meşgul edebilirsek, kendimizi ne kadar ahlâk-ı Muhammedî’nin temsil ve tebliğine adayabilirsek, işte o nisbette Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le beraber sayılırız. Zira Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96) “İnsanlardan bana en yakın olanlar, kim ve nerede olurlarsa olsunlar, Allâh’a karşı takvâ sahibi olan müttakîlerdir.” buyurmuştur. (Ahmed, V, 235; Heysemî, IX, 22) Dolayısıyla hâl, ahlâk ve davranışlarımızda Efendimiz’in izinden gidip O’na salevât-ı şerîfelerle kalbî irtibâtımızı da sağlam tuttuğumuz müddetçe, -inşâallah- ilâhî azaptan da emniyet içinde oluruz. Bu emniyetin ikinci vesîlesi de “tevbe ve istiğfar”dır. İlâhî azaptan korunmak veya irâdeleri zorlayan imtihanlarla başa çıkmak hususunda atılacak ilk adım; hâlimizi gözden geçirip hatâ ve noksanlıklarımız için, samimî bir tevbe ile Hakk’a yönelmektir. Kulluk edebinde tevbe ve istiğfârın vazgeçilmez bir yeri vardır. Zira bildiğimiz kusurlarımızın yanı sıra, bilmediğimiz veya farkında olmadığımız nice kusurlarımız da bulunmaktadır. Bunun için de Cenâb-ı Hakk’a her dâim tevbe ve istiğfar hâlinde olmamız îcâb eder. Yine Cenâb-ı Hakk’ın ihsân ettiği sayısız nîmetin şükründen de âciziz. Bu husus da ayrı bir istiğfar sebebidir. Diğer taraftan, sâlih amellerimiz için dahî, onların îfâsı esnâsında gösterebileceğimiz gaflet ve kusurlarımız sebebiyle de, istiğfâr etmemiz gerekir. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, selâm verip bir farz namazı bitirince, üç defa istiğfâr eder ve bunun ardından;

اَللّٰهُمَّ اَنْتَ السَّلَامُ وَ مِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَ الْاِكْرَامِ

“Ey Allâh’ım! Sen Selâm’sın ve selâm Sen’dendir. Sen yücesin, ey celâl ve ikram sahibi!” derdi. Bu hadîsin râvîlerinden biri olan Evzâî’ye:

“–İstiğfar nasıl yapılır?” diye sorulduğunda ise şöyle cevap vermiştir:

“–أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ, أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ (yani Allah’tan beni bağışlamasını dilerim) dersin.” (Bkz. Müslim, Mesâcid, 135) İnşâallah, ibadet hayatımızda bu güzel sünneti de ihyâ etmeye gayret gösterelim. Zira namazı edâ eder etmez, hemen ardından istiğfâr etmek sûretiyle bir bakıma;

“Rabbim! Sana takdîm etmem gereken kulluk vazifemi lâyıkıyla îfâ edebilmekten âcizim, kusurlarımı bağışla!” demiş oluruz.

(Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2019 – Ocak, Sayı: 396, Sayfa: 032)

Hoşgeldin 3 aylar, hoş geldin Recep’i şerif!

7 Mart perşembeyi 8 Mart cumaya bağlayan gece, Recep’i şerif yani üç aylar başlıyor! Herkese mübarek olsun!…

İlk gün cuma gününe denk geldiğinden ve Recep Ayı’nın ilk cuması regaip kandili olduğundan; Recep’in ilk gecesi ve günü yani cuma gecesi Regaib kandilini ihya edeceğiz. Üç aylar boyunca yapılacak ibadetler için bizi takip edebilirsiniz.

SEVGİLİLER GÜNÜ HAKKINDA…

SEVGİLİLER GÜNÜ HAKKINDA… Hepsi yalan, dolan, boş. Tek gerçek gün Hesap Günü…

Ne işimiz olur bizim sevgililer günüyle ya hu? Sevgililer günü, evlilik dışı, nikahsız ilişki yaşayanların işidir. Müminiz biz kardeşim. Seversek adam gibi evleniriz. Evlenince her günümüz sevgi günü olur. Eşimize olan sevgimizi sosyal mecralarda değil, bizzat kendisine ifade ederiz.
Biz sevgimizi göstermek için, sevgililer günü diye bir saçmalığı gözetmeyiz. Eşimize yemek yaparız, tatlı yaparız. Güleryüzlü, saygılı oluruz. Yemek sonrası “Kesemize bereket” deriz. “Allah razı olsun” deriz. Hayır dua ederiz. “Hız yapma dikkat et” deriz. Arkasından Felak-Nas okuruz. Çamaşırını yıkar ütüleriz. Canı sıkkınsa bir kahve yaparız. Kalkıp annesini arar hatrını sorarız. Evini, malını, namusunu koruruz.

*****

“Seni seviyorum” diyemez her erkek. Ama seviyorum demenin başka yolları da vardır. Evden çıkarken “Allah’a emanet ol” der. Eve girer selam verir. “Günün nasıl geçti” der. “Ellerine sağlık” der. Siz seviyorsunuz diye sevdiğiniz bir meyveyi alır. “Kendine dikkat et” der. “Hava soğuk sıkı giyin” der. “Namazını kıldın mı” der. Rüzgarlı günlerde dışarı çıkınca, rüzgar uçurmasın diye eşarbınızın arkasını tutar. Misafir gelince erkek tarafına çayı servis eder. Görünmeyin diye kapıyı kollar. “Yoruldun biraz dinlen” der. “Bırak mutfağı sabah toplarsın” der. “Ben sana yardım ederim” der.

Sevgililer günü kapitalizmin sevgiyi katlettiği gündür! Ki öldürmek ister gerçek sevgileri. Uzun uzadıya olmasını istemez sevgilerin… Çarçabuk harcansın, sık sık değiştirilsin ister. Elinizden yüreğinizden tutup sizi sonsuza götürmesine izin vermez. Hep sahte sevgileri, geçici olanı dayatır size…

Sevgililer günü evlilik düşmanı bir inancın günüdür. Günü birlik ilişkileri destekleyen, gençlere evliliğin kötü olduğunu anlatanların günüdür.

Sevgililer günü ahlakı, hayayı, örf ve adetleri, islam inancını yıpratmaya yönelik çirkin bir zihniyetin günüdür.
Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Müşriklere (her hâl ve hareketinizle) muhalefet ediniz ve benzemeyiniz…” Buhârî, 12/1955 ” Kim bir kavme benzerse o onlardandır.”( Ebu Davud)

alıntı

img_8560-2

img_8561-2

(14 Şubat) KATOLİK HRİSTİYANLARININ AZİZ VALENTİN YORTUSU veya SEVGİLİLER GÜNÜ EFSANESİ

Toplumda ki Sevgililer Günü Yozlaşmasına Dur Diyelim!
KATOLİK HRİSTİYANLARININ AZİZ VALENTİN YORTUSU veya SEVGİLİLER GÜNÜ EFSANESİ
Roma’da zalim imparator II. Claudius ferman yayınlar ve askerlerin evlenmesini yasaklar. Sebep, bekar askerlerin evlilere göre daha iyi savaştıklarına inanmasıdır. Valentine isimli bir rahip bu yasağı dinlemez. Gizlice askerlerin nikahını kıymaya devam eder. Claudius durumu öğrenince, papaz M.S. 269 yılının 14 şubatında yakılarak idam edilir veya sopayla dövülerek öldürülür.

Papaz Valentine’nin ölüm günü (14 Şubat) o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Katolik Hristiyanların Aziz Valentin Yortusu olarak kutladığı bir gün olan bugünü, Katoliklere has bir yortu olduğu için Ortadoks Hristiyanları bile kutlamamaktadır.
İnancımız gereği ‘’ Kim bir kavme(topluluğa) benzemeye çalışırsa o, onlardandır.’’ (Ebu Davud,libas4) Hadis- Şerif mucibince bu günü kutlamayı reddediyoruz.

BU GECE CEMAZIYELAHIR AYI GIRIYOR. MÜBAREK OLSUN. HER HICRI AY’IN ILK GECESI ve 10. Gecesi YAPILACAKLAR.

Cemaziyelâhir ayımız bu gece başladı. Yarın ilk günü.

Mübarek olsun. Hayırlara vesile olsun.

————————————————————————-

İlk gece

————

Cemaziyelahir ayı ilk gece kolaya gelen surelerle iki rekat namaz kılınır, namaz bitirildikten sonra çokça istiğfarda bulunulur.

******

Cemaziyelahir ayının 10. gecesi namazı;

———————————————————

Altı selamla 12 rekat kılınır. Her rekatta Fatiha’dan sonra 1 kere Kureyş Suresi okunur. Bu namazın ardından Yusuf Suresi okuyanı Allahu Te’ala o sene geçim darlığından korur ve ahir zamanın sıkıntılarından muhafaza buyurur.

Muhammed ibni Hatîrüddîn, el-Cevâhiru’l-hams, sh, 54

İnsanların onurunu kırmadan, yapılan yardım!

İLüks bir jeeple pazara gelen kadin,köyünden getirdiği yumurtalari satan yasli amcaya ;

-“Yumurtaları ne kadara satıyorsun?”

diye sordu.”

Yaşlı adam cevap verdi,

-“Tanesi 1 lira hanımefendi” deyince,

-“5 liraya 8 yumurta alacağım, yoksa gideceğim. ‘ ‘ ‘

Yaşlı satıcı şöyle cevap verdi:

-“Gel istediğin fiyata al.

Belki de bu iyi bir başlangıç olur çünkü bugün tek bir yumurta bile satamadım”

Yumurtaları aldı ve kazandığını (!) hissederek çekip gitti.

Süslü arabasına bindi ve arkadaşıyla lüks bir restorana gitti.

Orada, o ve arkadaşı, istedikleri her şeyi sipariş ettiler.

Biraz yediler ve sipariş ettikleri birçok şeyi de yemeden bıraktılar.

Sonra hesabı istedi.

Fatura ona 150 TL’ye mal oldu.

200 TL verdi ve üstü kalsın dedi!

▪Mesele şu ki,

Neden her zaman muhtaç olanlardan satın aldığımız zaman güç bizde oluyor?

▪Ve neden biz ihtiyacı olmayan insanlara karşı cömert olduk?

Bir yerde okumuştum.

▪Babam, ihtiyacı olmasa bile yüksek fiyatlarla fakir insanlardan basit ürünler satın alırdı.

Bazen onlar için gereksiz şeyler alırdı fazladan para öderdi.

Bu rol beni endişelendirdi ve ona,

-“Neden böyle yapıyorsun.?” diye sormuştum

Babam şöyle cevap vermişti :

-” Bu, insanların onurunu kırmadan, yapılan yardımdır.

YOĞURTÇU

Osmanlı’da havanın aşırı soğuk olduğu bir günde, ermiş bir zat dışarıyı seyrediyormuş. Yoğurtçunun sesini duyup, hanımına “kap getir yoğurt alayım” der. Hanım “yoğurt var. İhtiyacımız yok” deyince, Mübarek de “Bizim ihtiyacımız yok ama yoğurtçunun ihtiyacı var ki bu soğukta sokaktan üçüncü geçişi…” der…

**Hayatta; iyi insanlarla, , kuldan utanması olan insanlarla karşılaşmanız dileği ile…

Hayırlı Cumalar

Hayırlı Cumalar

التوبة (Tevbe), 129.. Ayet: … حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Tevbe, 129. Ayet:…”Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.”

☆ Resulullah (S.A V.) şöyle dua ederdi:

“Allahümme inni es’elüke min sâlihi mâ tü’tinnâse minel mâli vel ehli vel vildâni ğayriddâlli velel mudılli.”

( Allah’ım! Mal, aile, çocuk olarak insanlara verdiklerinin hayırlısını dilerim, sapıtan ve saptıranları değil.) (Tirmizî)

☆Ahmed Ziyâuddin GümüşhaneviHz.lerinin Mecmuâtul Ahzab’dan,

☆Mürüvvet İsteme Duâsı:

( Mürüvvet; sevinç, mutluluk, iyilikseverlik, insaniyet, güzel ahlak anlamlarına gelir.)

“Allahümme enzil aleynâ devleten min devletike, ve kudreten min kudretike. Ve nığmeten min nığmetike. Ve rızkan min rızkıke ve mâlen min mâlike ve hazineten min hazînetike ve sırran min sırrıke ve sitren min sitrike ve bereketen min bereketike.”

( Allah’ım, devletinden bize devlet, kudretinden bize kudret, nimetlerinden bize nimet, rızkından bize rızık, malından bize mal, hazinelerinden bize hazine, sırrından bize sır, perdelerinden bize perde ve bereketinden bize bereket ver.)

☆EL-HAMÎD, övgüye, hamde tek layık olan, bütün varlığın diliyle övülen ve ancak kendisine şükredilen demektir.

Fâtiha, 2.-4.Ayetler: Hamd o âlemlerin Rabbi, O Rahmân ve Rahim, O, din gününün maliki Allah’ındır.”

Câsiye, 36. Ayet: Hamd, göklerin Rabbi ve yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

O, El-Hamîd’dir! Verdiği bunca nimetin karşılığında sadece ve sadece şükür isteyendir!

Bakara, 152. Ayet: O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin.

İbrahim, 7. Ayet: Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”

İnsan Allah’ı üç şekilde anar:

1- Diliyle anar: O’nun isimlerini zikreder, verdiği her şeye hamd eder. Kuran-ı Kerim’i okur, O’na dua eder.

2- Kalbi ile anar: Kâinatın sırlarını anlamaya çalışarak imanını artırır, O’nun emir ve yasaklarına uymakla, O’nu kalben tasdik ettiğini ifade eder.

3- Bedeniyle anar: Her azasını O’nun yolunda kullanarak, hamd etmenin şükretmenin zirvesine ulaşır.

Rabbimiz! Seni; senin razı olacağın, Sana layık hamd ile hamd edebilmeyi bizlere nasip eyle! Yaşadığımız her anı, Seni; dilimizle, kalbimizle ve bedenimizle anarak geçirebilmeyi, son nefesimizi Seni anarak verebilmeyi ve cennetinde cemalinle müşerref olabilmeyi nasip eyle!

Yûnus, 10. Ayet: Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir.

Korktuklarımızdan emin olup umduklarımıza nail olmamız niyazıyla…