EZAN DUASI (SALAVATI)

اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلَاةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّداً الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّافِعَةَ وَابْعَثْهُ مَقَاماً مَحْمُوداً الَّذِي وَعَدْتَهُ إَنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ

SALAVAT:
Allahumme Rebbe hazihi’d-da’veti’t-tamme. Vesselatil kaimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete vebashu makamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke lâ tuhliful mîâd”

MANASI:
Allah’ım! Ey bu tam davetin ve kılınacak namazın Rabbi, Muhammed (sav)’ye vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ver. Onu kendisine vaadettiğin Makam-ı Mahmud’a ulaştır. Şüphe yok ki, sen va’dinden dönmezsin.”

Ezanın bitiminden sonra Hz. Peygamber’in (s.a.v) öğrettiği ve şefaatine vesile olacağını haber verdiği dua okunur.

Ezan duası: “Allahumme Rebbe hazihi’d-da’veti’t-tamme. Vesselatil kâimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete ved-dereceter-refîate. vebashu makamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke lâ tühlifü’l-mîâd.”

ezan duası

“Kim ezanı işittiği zaman, Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan ALLAH’ım Muhammed (s.a.v)’e vesileyi ve fazileti ver. O’nu kendisine va’dettiğin Makam-ı Mahmud’a ulaştır, diye dua ederse kıyamet gününde o kimseye şefaatim vacip olur.” (Buhari)

Ezan Hakkında: İlk ezan 622 yılında Bilal-i Habeşi tarafından sabah namazında, yüksek bir evin damında okundu.

Ezan farz olan namazlar için okunur. Camide okunan ezan duyuluyorsa evlerde kılınacak namaz için ayrıca ezan okunmaz. Ezanın duyulmadığı uzak bir mesafede veya yerleşim merkezleri dışında bulunanlar da ezan okurlar. Cenaze namazı ile vitir, bayram, teravih, yağmur duası namazı ve farz-ı ayın olmayan diğer namazlar için ezan okunmaz.

Bu salavat bizim Resulullah s.a.v. efendimiz için dua ettiğimizin kanıtlarından sadece biri.Resulullah okuduğumuz salavata elbette muhtaç değil.Onun bize faydası var.Hem ALLAH ın en sevgilisine iyi dileklerde bulunuyoruz diye rahmete,hem Resulullah ın şefaatine, ve hem dünyada hem de ahirette okuduklarımızın bereketini yaşamamız umulur. Elbette anamız babamız O büyük Resul`e s.a.v. feda olsun. Ama bu fedakarlık bizi salavat okumaktan geri bırakmamalı. Resulullah efendimiz bir çok hadisinde miktar belirtirken mecaz kullanmıştır. Mesela Üveys el Karen k.s. için; Kıyamet günü felanca kabilelerin koyunlarının kılları adedince kişiye şefaat edecektir buyurması buna örnek. Çokça kişiye demek istemiştir. Bazı dualar ve zikirlerde sayı çok önemlidir. Mesela Ayetül Kürsinin harf sayısınca 170 kez okunması gibi. Çünkü her duanın zikrin hüddamı vardır ve ancak sayısınca okunduğu zaman huddam etkilenir, harekete geçer. Tamam salavat için ille 1000 kez olmayabilir. Mecaz olarak; “çokça okuyun” anlamında 1000 kez denmiş olabilir. Yoksa sadece çok okuyun denmiş olsa, belkide senin çok anlayışın 100 dür benimki 150dir,bir başkasının 50 dir. Eh o zamanda çok okununca meydana gelecek etkiden mahrum kalınmış olur. Çünkü herkesin gücü ve enerjisi birbirinden farklıdır.

“Ezan duâsının fazîleti nedir? Duâda geçen ‘makam-ı mahmûd’ ne demektir? Ezan duâsında bazı kitaplarda ‘İnneke tuhlifu’l-mî’âd’ geçerken, bazı kitaplarda ‘İnneke lâ tuhlifu’l-mî’âd’ olarak geçmektedir. Doğrusu hangisidir?”

Ezan işitildiği zaman ezanı dinlemek, ezanı içinden tekrar ederek icâbet ve tasdik etmek, bitince ezan duâsını okumak sünnettir; Peygamber Efendimizin (asm) şefaatine vesîledir.
*Abdullah bin Amr bin As (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Müezzinin ezanını işittiğiniz vakit siz de onun söylediği gibi söyleyiniz. Sonra bana salât ve selâm okuyunuz. Çünkü her kim bana bir salât okursa, bundan dolayı Allah ona on defa rahmet nazarıyla teveccüh buyurur. Sonra Allah’tan benim için vesîleyi isteyiniz. Çünkü vesîle Cennette bir derecedir ki, o, Allah’ın kullarından yalnız birinden başkasına lâyık olmaz. Benim o olduğumu umuyorum. Her kim benim için Allah’tan vesîleyi isterse, ona şefaatim ulaşır.”1
*Ömer bin Hattâb (ra) dedi ki: Resûlullah Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: “Müezzin ‘Allahü Ekber, Allahü Ekber’ dediğinde siz de ‘Allahü Ekber, Allahü Ekber’ dersiniz. Müezzin ‘Eşhedü en-lâ ilâhe illâllah’ dediğinde siz de ‘Eşhedü en-lâ ilâhe illâllah’ dersiniz. Müezzin ‘Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah’ dediğinde siz de ‘Eşhedü enne Muhammeden Resûlallah’ dersiniz. Müezzin ‘Hayye ale’s-salâh’ dediğinde siz ‘Lâ Havle ve-lâ kuvvete illâ billâh’ dersiniz. Müezzin ‘Hayye ale’l-felâh’ dediğinde siz yine ‘Lâ Havle ve-lâ kuvvete illâ billâh’ dersiniz. Müezzin ‘Allahü Ekber, Allahü Ekber’ dediğinde siz de ‘Allahü Ekber, Allahü Ekber’ dersiniz. Sonra müezzin ‘Lâ ilâhe illâllah’ dediğinde siz de ‘Lâ ilâhe illâllah’ dersiniz. Böyle diyen Cennete girer.”2
*Câbir bin Abdullah (ra) dedi ki: Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Her kim ezanı işittiği zaman ‘Allahümme Rabbe hâzihi’d-da’vete’t-tâmmeti ve’s-selâti’l-kâimeti âti Muhammedeni’l-vesîlete ve’l-fadîlete ve’b’ashü mekâmem-mahmûdeni’llezî veadtehû.’ (Mânâsı: Ey bu mükemmel dâvetin ve namaz kıyâmı (duruşu) emrinin sahibi olan Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e (asm) vesîleyi ve yüksek dereceleri ver. Ve O’na, vaad ettiğin Makam-ı Mahmûd’u lütfeyle.’ derse, kıyâmet gününde benim şefaatim ona hak olur.”3

Ezan duâsı, âyetten iktibas edilen4 “İNNEKE LÂ TUHLİFU’L-MÎ’ÂD” (Şüphesiz Sen sözünden dönmezsin.) kelimesiyle bitirilir.

Makam-ı Mahmûd, geçmiş ve gelecek her sınıfın, her mahlûkât cinsinin, her varlık türünün, her tâifenin kendisine şiddetle muhtaç olduğu, her sınıfın ihtiyacı olan şefaatin kendisinden verildiği bir şefaat makamı olarak açıklanmıştır. Şüphesiz bu izaha haklılık veren hadis-i şerifler mevcuttur:
*İbn-i Abbas (ra) rivâyet etmiştir ki; Allah Resûlü (asm) bu makamın bir hadis-i kudsîde Cenâb-ı Hak tarafından şöyle bildirildiğini beyan buyurur: “O öyle bir makam ki, bu makamda öncekiler de, sonrakiler de sana teşekkür ederler, sana minnettâr olurlar. Sen şerefçe bütün yaratılmışların üstünde olursun, istersin verilir, şefaat edersin şefaatin makbul olur. Senin sancağının altında olmadık hiç kimse kalmaz.”5
*Ebû Hüreyre’nin (ra) rivâyeti de şöyledir: Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Bu o makamdır ki, onda ümmetime şefaat edeceğim.”6
*Ka’b bin Mâlik (ra) rivâyet etmiştir ki; Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: “Allah insanları diriltecek; bana da yeşil bir elbîse giydirecek. Ondan sonra Allah ne söylememi isterse söyleyeceğim. İşte Makam-ı Mahmud, bu makamdır.”7´

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, Peygamber Efendimiz’in (asm) Makam-ı Mahmûd’unu “Rabbânî bir sofra” kavramı ile izah eder. Öyle bir sofradır ki, Cenâb-ı Hak tarafından dağıtılan bütün nurlar, verilen bütün ikrâmlar, ikrâm edilen bütün feyizler, ihsân edilen bütün lütuflar, nîmetler, bağışlamalar, mağfiretler ve merhametler o sofradan akıyor. Resûl-i Zîşân’a (asm) okunan Salavât-ı Şerîfeler, o İlâhî sofraya edilen dâvete icâbet hükmündedir. Yani Salavât-ı Şerîfe okumakla insan o İlâhî sofra sahibi tarafından yapılan dâvete uymuş; sofraya yaklaşmış ve sofradan istifâde etmiş olur.8

 

Süleyman Kösmene

 

alıntı

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s