*İhlas suresi<<**>>ikiyüzlülük, samimiyetsizlikten kurtarır, devamlı viredilirse.

*Bakara, Ali İmran<<**>>Gündüz okursa akşama kadar münafıklıktan muaf olur. Gece okursa sabaha kadar münafıklıktan muaf olur.

*Müntehine suresi<<**>>okuyan nifaktan kurtulur (münafıklık), nifaktan kurtuluş için 7 kere okunur.

*Beyyine suresi<<**>>Bu sureyi münafıklar okuyamaz.

*Münafikun suresi<<**>>Nifaktan kutarır, 7 kere okunur.

 

biiznillah

16 thoughts on “Nifaktan-münafıklıktan-iki yüzlülükten-samimiyetsizlikten kurtuluş için

  1. selamün aleyküm kardeşim. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bu surelerin gece-gündüz tamamını okurlardı. Bu çok meşakkatli bizim için o yüzden diğer reçeteleride koyduk inşAllah.BU KONUDA ŞÖYLE DENİLİYOR;”Her kim Sure-i Bakara ve Al-i İmranı gündüzleri okursa akşama kadar münafıklıktan beri olur. Her kim bu surelerin her ikisini geceleri okursa, sabaha kadar münafıklıktan beri olur.”
    * Ravi diyor ki:
    “Resulü Ekrem her gün ve geceleri bu surelerin bir kısmını değil, tamamını okurlardı. ”
    “Bakara ve AI-i İmranı geceleri okuyan kimseye divan durup taatle meşgul olmuş gibi ecir verilir.”Allah hepimize selamet versin. SELAM VE DUA İLE…..

    1. Selamün aleyküm kardeşim,öncelikle ben hoca falan değilim. Ehli sünnete bağlı takipçisi ve hizmetçisiyim ihtiyaç olan yerde. Bu hissettiğiniz şeytanın size bir aldatmacası,vesvesesi olmaasın sakın.Bazen şeytan insana sağdan yaklaşabilir, kulak asmayın.Yani boş eve hırsız girmediği gibi şeytanda ancak imanlı kalplere saldırır. Eğer bu sıkıntınızdan eminseniz, samimi duallarla rabbimizden yardım dileyin, sitemizdeki reçetelerden yararlanın. Bir de aşağıda yazdıklarımızı dikkatle okuyun, faydası olur inşAllah.
      Riyanın zıddı ve ilacı ihlas ve samimiyettir. Allah var olduğu ve layık olduğu için inanmak ve Allah emrettiği için ibadet peşinde koşmak, dünyevi ve uhrevi mükâfatı talep etmemek, ancak emredildiği için cehennemden Allah’a sığınmak ve yine istenmesi emredildiği için de cenneti yüce Allahtan istemekle ve başka hiçbir beklenti içinde olmamakla ihlası kazanır.
      Bir kişi peygamberimize (sav) gelerek “Ben elbiselerimin ve ayakkabılarımın iyi ve güzel olmasını ister ve severim. Bu kibir ve riya mıdır?” diye sorar. Peygamberimiz (asv) “Hayır! Allah güzeldir, güzeli sever. Riya hakkı kabul etmemek ve mü’min kardeşini hor ve hakir görmektir” buyurmuşlardır.
      Geliniz başkalarının teveccühüne can atan nefsimizin kulağına bir fısıltı halinde şunu soralım: İnsanların kendi yaptıkları bir başka cennetleri mi var? O cennet daha mı güzel, daha mı muhteşem? Mahlûka satılmak en azından ayıp değil mi? Doğum kanunu kimin elinde ise, bizi bu dünyaya O getirdi ve ölüm kanunuyla da bizi ukbâya o göçürecek. Bu kısa dünya yolculuğunda yolcularla oyalanmak, onların takdirlerini kazanmak bize ne fayda verebilir!?.. Sırayla ayrılacağız bu dünyadan ve geride bıraktıklarımız bizi kısa bir süre sonra unutacaklar. Tarihe bu gözle bakabilsek ne kadar ibret sahneleri görürüz! Nerede bir asır öncesinin alkış toplayanları ve onları alkışlayanlar? Nerede o hükümdarlar ve onlar için kasideler yazan, övgüler yağdıran şairler? Nerede o büyük zenginler ve onların eline bakan fakirler? Bir asır sonra da biz mâzi olacağız ve bir sonraki nesil aynı soruları kendi asırlarının insanlarına soracaklar. Ve derken bir gün, her nefis gibi dünya da ölümü tadacak. Arkasından mahşer ve hesap meydanı. Kişinin en sevdiğinin bile yüzüne bakamadığı o dehşetli meydanda kimden medet beklenilecekse, bugün O’nun dergâhına sığınmak gerek.Şu var ki, “Allah için sevmek” gibi, “Allah için sevilmek” de meşru ve güzel. İsteriz ki, Allah’ın mü’min kulları bizi sevsinler, O’nun has bendeleri bize yâr olsunlar. O’nun katında şefaati makbûl olanlar bize teveccüh etsinler. Bu arzu nefsanî değil rahmanîdir
      Riya Konusunda ibret dolu bir kissa;
      “Müridlerden birisi gece boyu camide yalnız bir şekilde namaz kılmak istemiş ve başlamış..Aradan az bir miktar geçtikten sonra, arkasında birisinin geldiğini hissetmiş ve gelenin nefesini duymuş,gelen kişinin çok yakınına geldiğini hissetmiş,içinden “kesin şeyhim geldi,beni izliyor. Namazımı daha iyi kılmalıyım” diye düşünmüş..Sabaha kadar, hiç ara vermeden namazını kılmış..Tabi yorgunluktan ölüp bitmiş, ama şeyhinin de orada olduğunu biliyormuş..”Tamam artık yeter,sabah oldu” deyip, arkasını döndüğü zaman, karşısında bir köpek ona bakıyormuş..Köpek, gece soğuk olduğu için camiye sığınmış..Meğer,şeyhi zannettiği gelen, bir köpekmiş..Mürid büyük bir ders almış:”Ey ahmak nefsim, bir köpek için bütün gece namaz kılıp, yorulmayı göze aldın,bir köpeğe yaranmak için neler yaptığına bak..Halbuki Allahü tealanın her an seni görüp bildiğini unuttun..,” demiş..
      Allah yar ve yardımcınız olsun. Bende size dua edeceğim inşallah. Bence şeytan vesvesesi gibi geliyor bana çünkü bunun dertlisisiniz. Allah hepimize merhamet etsin, cennetine alsın inşAllah. Selam ve dua ile…..

  2. hocam yine rahatsız ettim kusura bakmayın yukarıdaki yazıyı yazan bendim allaha şükür ibatetlerim de riyayok allaha şükür. kendimde sorun vardı diye korkuyordum düşün ce hısızlı veya duygu hırsızlı yapan bir bayan var öle düşünüyom cünkü neyapar sam aklıma geliyo kuran okuyom aklıma geliyo dua ederken rahatlıyom sonra aklıma geliyo budurumun inancada zararı oluyo şimdi hoçam bundan kaba güç kullanmadan ALLAHIN rızasını arayarak intikamımı nasıl alırım kendisini unuttumamaya calışıyo hani sözlerimde riya vardemiştim onun sıkıntısı bana geçiyo napacamı bilmiyom kadınlık halini kulanıyo istek duyduruyo yardım cı olursanız sevinirim.. böle site kurup dini bilgi lerinizle insanlara yardım çı oluyorsunuz ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN

    1. selamün aleyküm.Bu ortaya koyduğunuz problem toplumun genelini ilgilendiren çok önemli bir konu.Size gönderdiğim yazı biraz uzun olmakla beraber hayat boyunca yol gösteren bilgiler olduğu için sizin sorunuzlada ilgili, çok faydalanacağınızı zannediyorum.Sabır gösterip hepsini okuyun ve böyle şeytanımsı insanlardan hertürlü uzak kalmaya çalışın. Allah yar ve yardımcınız olsun.Muhafazası altında tutsun inşAllah…..selam ve dua ile….
      ***********
      Zinadan Korunmanın Yolları ve Ahiretteki Mükafatları

      Buraya kadar zinanın neden olduğu zararlardan bahsettik. Peki bu zararlardan korunmak için neler yapmalıyız? Zinadan korunmanın ahiretteki getirileri nelerdir?

      Zinadan korunabilmenin en kestirme yolunu Allah-u Teala “Zinaya yaklaşmayın!” buyurarak bizlere göstermektedir. Dikkat edin! Zina yapmayın demiyor. Zinaya yaklaşmayın yani sizi zinaya götürecek yolları tıkayın buyuruyor. Dolayısıyla bir kişinin kendisini zinadan koruyabilmesi için ilk önce o yola götürecek nedenleri terk etmesi gerekmektedir. Peygamberimiz(SAV) bir hadisi şeriflerinde; “Evlenen dininin yarısını korumuştur”[21] buyurarak zinadan korunmanın yegane yolunu söylemiştir. Eğer o kimsenin evlenecek gücü yoksa oruç tutmasını Peygamberimiz(SAV) tavsiye etmiştir. Zinadan korunmak için şu hususlara dikkat etmek gerekir:

      a-Göz

      Peygamberimiz(SAV) bir hadis-i şeriflerinde haram olan kadına bir kere bakmanın kişinin kendisine ait olduğunu ve ikinci kez dönüp bakmanın ise günah olduğunu buyurmuştur.[22] Bu hadisten de anlaşılacağı üzere zinaya teşvik ilk önce gözlerden başlamaktadır. Çünkü göz, gördüğü şeyleri beyne iletir ve beyin bu noktada insanlara zinaya teşvik hususunda telkinlerde bulunmaya başlar. Çünkü nefis daima kötülüğü emretmektedir. Kişi gözüne hakim olduğu müddetçe zinaya götüren yollardan uzak olur. Bir Hadis-i Şerifte : “Azab-ı İlahiden korkarak, başını yabancı kadından çevirene, Allah-u Teala ibadetin tadını duyurur”[23] buyrularak gözümüze hakim olmamız istenmiştir. Rivayet edilir ki büyük imamlardan birisinin ezberi çok güçlü idi. Hatta o kadar güçlüydü ki bir kitabı okurken tek sefer okumayla ezberine alabilirdi. Bir gün bir sayfa okurken ezberine ancak üçüncü okuyuşta kaydedebilmiş ve nedenini sorgulamaya başlamıştı. Sonunda o gün içerisinde yolda yürürken gözünün bir kadının topuklarına iliştiği aklına geldi. Hemen ardından tövbe ederek eski hafızasına yeniden kavuştu. Bu hadise gerçekte yaşanmış olsun yada olmasın bizim bildiğimiz bir husus var ki gözün harama bakması insanı son derece etkilemekte ve neredeyse bütün zinaya götüren etkenleri göz oluşturmaktadır. Gözün değmesi neticesinde kişinin o görüntüyü beyne kaydetmesi ve beynin sürekli o görüntüyle meşgul olması söz konusudur. Dolayısıyla zinaya götüren en önemli hususlardan birisi hatta ilki göz organıdır. Burada şu noktaya da değinmekte fayda görüyorum. Halk arasında güzele bakmak sevaptır gibi saçma sapan bir tabir vardır. Kişi en azından empati yoluyla bu tabirin ne kadar yanlış olduğunu kavrayabilir. Kişi; annesini, kız kardeşini, karısını yahut kızını dışarıdaki gözlerden daima sakınır ve kıskanır. Eğer güzele bakmak sevaptır deyimini onaylıyorsak, bütün erkeklerin sevaba girmesi için çaba sarfetmek en mantıklı olan iştir. Fakat kimse bu durumu kabullenmez ve kabullenmediği gibi başkalarının annesi, kızı, kız kardeşi ya da karısı için utanmaz bir üslupla “güzele bakmak sevaptır” tabirini kullanma cüretini gösterir.

      Gözün harama bakması hususunda ise kainatın Efendisi(SAV) şöyle buyurmuştur: “Kadına, şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp, cehenneme atılır.”[24] Bir başka Hadiste ise: “Harama bakmayan gözler, Cehennem ateşi görmez”[25] buyrulmuştur.

      b-Flört

      Zinaya götüren başka bir etken ise şüphesiz ki günümüzde yaygın olan flört anlayışıdır. Hatta bu anlayış öyle uç boyutlara uzanmıştır ki flörtü olmayan kimseler çevresindeki arkadaşları tarafından alay konusu yapılmaktadır. Özellikle günümüzde flört yaşı ne yazık ki 10-12 yaşlarına kadar düşmüştür. Flört eden kimseler zinaya bütün kapıları açmış durumdadır. Zannedilmesin ki her flört yapan cinsi zinaya bulaşıyor diyoruz. Bizim söylemeye çalıştığımız, flörtün zinaya götüren bir araç olduğudur. Ayrıca Rasülullah(SAV) zinanın sadece cinsi münasebetle değil, başka uzuvlarla da gerçekleşebileceğini Buhari de geçen şu hadislerinde belirtmişlerdir: “Gözlerin zinası harama bakmak, kulakların zinası müstehcen söz dinlemek, dilin zinası fuhuş konuşmak, ellerin zinası namahremi tutmak, ayakların zinası günah olan yerlere gitmektir.” Dolayısıyla flört denilen durumda bu çeşit zinaların işlenmesine imkan verildiği gibi biraz daha ileri boyutlara yani cinsi münasebetten doğan zinaya kadar gidilmektedir. Zinadan kendisini korumak isteyen birisi özellikle bu flört meselesine dikkat etmelidir. Gene Rasülüllah(SAV) bir Hadis-i Şeriflerinde de: “Kişinin başına demir bir şişin saplanması, yabancı kadına dokunmasından daha hafif kalır”[26] buyurarak flörtün önünü tamamen tıkamıştır. Ayrıca Taberani’de geçen şu hadis-i Şerif ise ne kadar manidardır ve günümüz neslinin flört neticesinde içine düştüğü durumun ne kadar tehlikeli olduğunu bize özetlemektedir: “Kadınlarla bir arada yalnız kalmaktan sakının. Allah-u Teala’ya yemin ederim ki, bir kişi bir kadınla yalnız kalınca, aralarına şeytan girer. Bir kimsenin çamurlu bir domuzla sıkışmış durumda olması, o kimse için kendine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hafif kalır.”

      Flört meselesine, ayet ve hadislerin dışında mantığımızla yaklaştığımız zaman dahi, flörtün ne kadar yanlış ve tehlikeli bir durum olduğunu kavramakta gecikmeyiz. Flört, evleneceğimiz kişiye yapılmış en büyük ihanettir. Hiçbir kimse evleneceği erkek veya bayanın daha önce başka bir kimseyle, masa başında oturup el ele tutuşmasını, birbirlerinin gözlerine bakarak sevgi sözcüklerini söylemesini istemez ve kabul edemez, hatta ve hatta bırakın böyle bir durumun yaşanmış olmasını, evleneceğimiz kişinin aklından dahi başka birisinin geçmesini arzu etmeyiz. Dolayısıyla evleneceğimiz kimsenin bu tür, Allah’ın hoşuna gitmeyen şeyleri yaşamış olmasını istemiyorsak öncelikle kendimiz flört denilen illetten sakınmalıyız. Çünkü Efendimiz(SAV) istisnalar olmakla birlikte kişinin dengi kimseyle evleneceğini haber vermiştir.

      Burada yaşanmış şu olaya da dikkat edelim ve kendimize bu genci örnek edinelim. Osmanlı devleti zamanında bir savaşta esir düşen Osmanlı erleriyle ilgilenen kraliyet ailesinden bir bayan, bir Osmanlı gencine göz koyar. Genç çok yakışıklıdır ve kadının tekliflerine direnmektedir. Daha sonra kadının ısrarları ve mal-mülk teklifleri karşısında benim nişanlım(yamuklum) var diyerek, teklifi kabul etmeyi bırakın gözünü dahi değdirmeden teklifleri reddetmektedir. İşte Müslüman bir kişilik bu Osmanlı gencinin iman ve dirayetine sahip olmalıdır. Gözünü ve gönlünü haramlardan sakınmalıdır. Bir kimse henüz nişanlı değilse bile ileride sadece ve sadece helalinin gözüne gözünün değmesi, elinin de yalnızca helalinin eline değmesi için flörtten kaçınmalıdır. İşte zinaya götüren yollardan flörtün önüne geçecek olursak, zina tehlikesinden bir nebze kendimizi korumuş olur ve Allah’ın izniyle şeytanın kolunu kanadını kırmış oluruz.

      c-Müstehcen neşriyat, TV ve internet sitelerinden uzak durmak

      Birinci maddede de belirttiğimiz gibi zinaya götüren en önemli unsur gözdür. TV, internet, gazete ve dergiler kişilerin gözüne hitap etmektedir. Çağımızda bir çikolata reklamında dahi insanı baştan çıkarmaya çalışırcasına yarı giyinmiş çıplak mankenler oynatılmaktadır. Birçok dizi ve filmler kızlarımızı dekolteye özendirmekte ve erkekleri baştan çıkarmayı amaç edinmektedir. Dolayısıyla günümüzde bu tür yayınları takip etmeyi bırakın tam aksine boykot etmeli ve çevremizdeki kimseleri uyarmalıyız. Bu noktada chat odalarına da dikkat etmeliyiz. Çevresindeki insanları sakındıran kimseler dahi chat odalarında ve (facebook gibi) sanal ortamlarda bir bayanın erkekle ya da bir erkeğin bayanla yaptığı muhabbetleri hoş görmekte ve mübah saymaktadırlar. Artık anlaşılmıştır ki yazışma aracılığıyla birçok yuva yıkılmakta ve gençler zinanın eşiğine gelmektedir. Zinaya götüren baş etkenlerden birisi de bu yayınlar ve internet belasıdır.

      d-Kadın-Erkek bir arada bulunmak

      Belki bu madde yukarıdaki üç maddeye oranla daha hafif bir nedenmiş gibi gözüküyor olabilir. Çünkü günümüzde dindar kimseler dahi kadınla erkeğin bir arada çalışması ya da okumasını normal karşılamaktadır. Halbuki İsveçli bilim adamlarının bir araştırmasına göre namahrem olan bir kadınla erkeğin bir araya gelmelerini incelemişler ve salgıladıkları hormonların tamamen değiştiğini keşfetmişlerdir. Dolayısıyla bu noktada da hassas olunmalı ve elimizden geldiği kadar erkeğin bayanla, bayanın da erkekle bir arada bulunmamasına dikkat edilmelidir. Burada şu hususa da dikkat çekmekte fayda var. Günümüzde özellikle nişanlı olan çiftler bir araya gelmeyi çok normal görmektedir. Ve nefisleri de zaten bunu arzu etmektedir. Şunu unutmayalım ki arada yüzük dahi olsa nikah olmadığı müddetçe yanında mahremlerinden birisi bulunmaksızın bir araya gelmeleri caiz değildir. Çünkü bu durum birbirlerine sevgi besleyen iki kişinin zinaya düşme olasılığını kuvvetlendirmektedir. Bu sebepten dolayıdır ki dinimiz bunu yasaklamıştır. Yukarıda zikrettiğimiz Hadis-i Şerifte Efendimiz(SAV) : “Kadınlarla bir arada yalnız kalmaktan sakının. Allah-u Teala’ya yemin ederim ki, bir kişi bir kadınla yalnız kalınca, aralarına şeytan girer. Bir kimsenin çamurlu bir domuzla sıkışmış durumda olması, o kimse için kendine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hafif kalır” buyurarak nişanlı olup olmama ayrımı yapmaksızın bir bayanla erkeğin yalnız kalmalarını yasaklamıştır.

      e-Tesettüre Riayetsizlik

      Günümüzün en büyük sorunlarından birisi de kuşkusuz ki tesettürün ihmal edilmesidir. Birçok hanım kardeşimiz tesettürün gerekli olmadığını düşünmekte ve tesettüre girmekten kendilerini uzak tutmaktadırlar. Aynı şekilde tesettüre büründüğünü iddia eden birçok kimse ise ya nefsi arzularından dolayı tesettür emrini tam manasıyla uygulamamakta ya da tesettürün ne mana ifade ettiğini bilmemektedir.

      Peki tesettür nedir? Tesettür; örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek demektir. “Setera” kökünden türemiş Arapça bir kelimedir. Dini bir terim olarak ise tesettür; kadının şer’an örtülmesi gereken el ve yüz haricinde kalan uzuvlarını, belli etmeyecek derecede bol bir vaziyette örtmesi demektir.

      Örtünmenin amacı başkasının bakışlarından korunmak ve ırzı meşru olmayan cinsel isteklerden sakınmaktır. Erkeklerin gözlerini sakınması, kadınların iffetini korumak içindir. Yani tesettür sadece kadınlara değil, erkeklere de farzdır. Ayette şöyle buyrulur: “Mümin erkeklere söyle: Gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir.”[27] Kadınların örtünmesi konusunda da şöyle buyrulur: “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (el, yüz ve ayaklar hariç) Zinet yerlerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar(göğüslerini tamamen kapatacak ve belli etmeyecek şekilde örtülerini üzerlerinden sarkıtsınlar). Zinet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye topuklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.”[28]

      Ayrıca Ahzab suresi 59. Ayet-i Kerimede ise: “Ey o Peygamber! Zevcelerine ve kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle: cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler, bu onların tanınmalarına, tanınıp da eza edilmemelerine en elverişli olandır, bununla beraber Allah bir gafûr rahîm bulunuyor” buyrulmaktadır.

      Tesettürün farz olduğu kimilerinin iddia ettiği gibi şüpheli değil, bilakis apaçık ortadadır. Yukarıdaki ayet indiği zaman Hz. Aişe ve diğer mümin kadınlar hemen örtülerine bürünmüşlerdir. Bu ayetler tesettürün farz olduğunun delilidir. Ayetler dışında Hadis-i Şeriflerde de tesettürün farz olduğunu ve mümin hanımın nişanı olduğunu anlamaktayız. Özellikle örtü noktasında kadınlarımız kendilerine dikkat etsinler ki, çevrelerindeki hain bakışlardan kendilerini koruyabilsinler.

      Tesettür noktasındaki en önemli husus şüphesiz ki tesettürün manasının yanlış anlaşılması ya da hanımların nefislerine yenilerek bu emre tam riayet etmemeleridir. Tesettür, manasını verdiğimiz gibi gizlemek, örtmek demektir. Dolayısıyla bir hanım, kadınsı özelliklerini örttüğü müddetçe tesettüre riayet etmiş olur. Başında örtü olmasına rağmen, yüzünde makyaj, dar elbiseler, insanların dikkatini üzerine çeken yürüyüşler, çevredekilerin bakışlarına rağmen kahkahalarla gülmek ve topuk sesleri… Bütün bunlar günümüzde gitgide yaygınlaşmakta ve tesettür, sadece başı bir bez parçasıyla örtmek olarak algılanmaktadar. Tesettürü bu dar manaya hapsetmek, tesettüre yapılabilecek en büyük hakarettir. Hayır! Tesettür sadece saç tellerini gizlemek değildir. Tesettür; bir kadının, dış dünyadaki erkeklerin ilgisini ve bakışlarını üzerine çekmeyecek şekilde örtünmesi ve o şekilde davranışlarını ayarlaması demektir. Efendimiz(SAV) kızlarımızın başlarındaki örtülerine rağmen sokaklarda makyajlı bir vaziyette yürüdüklerini, vücut hatlarını ortaya koyan dar elbiseler giydiklerini, yürüyüşlerdeki ben buradayım edasını, topuklardaki uzunlukları, başlarını deve högücü şeklinde bağlamalarını, cafe türü yerlerde ve okul bahçelerinde kendilerine haram olan bir erkek arkadaşıyla girdiği diyalogları, onlarla yapmış olduğu arkadaşlıkları ve en önemlisi bütün bunlara rağmen başına bir bez parçası geçirdiği için ben tesettüre büründüm iddiasında bulunan kızlarımızı görse ve bunları işitse acaba tavrı ne olurdu? Bu sorunun cevabını merak ediyorsak şu hadiseye dikkat edelim. Bir gün Abdullah İbni Ümmü Mektum (r.a.) Peygamberimiz’in huzuruna gelir. O sırada Rasüllah’ın yanında Hz. Meymune ve Ümmü Seleme validelerimiz vardır. Efendimiz(SAV) hanımlarına perdenin arkasına geçmelerini emreder. Hanımları: “Ey Allah’ın Rasülü! Abdullah amâ(gözü görmeyen) bir kimsedir. Burada durmamızın ne sakıncası var ki?” diye sorarlar. Efendimiz(SAV) de: “o sizi görmüyorsa, siz onu görüyorsunuz” buyurarak tesettüre riayet etmenin ne derece önemli olduğunu vurgulamıştır. Efendimiz(SAV)’in vefatından sonra sahabiler Hz. Aişe’ye hadis almak için geliyorlardı. Fakat Hz. Aişe validemiz müminlerin annesi ve Peygamberimiz(SAV)’den sonra hiç kimseye nikahı düşmeyecek olmasına rağmen hadisleri perde arkasından rivayet ettiği bizlere bildirilmiştir.[29] Durum bu kadar vahimken mümin bir kadının tesettürün ehemmiyetine ve sınırlarına dikkat etmesi gerekir.

      Burada kadınlarımızın dikkat etmesi gereken bir husus daha vardır ki o da topuklarını yere vurarak yürümeleridir. Nur suresi 31. ayette Allah-u Teala kadınların topuklarını yere vurarak yürümelerini yasaklamıştır. Çünkü bir kadının topuklarını yere vurması, ben buradayım ifadesinden başka bir şey değildir. Bu yüzden bir bayanın topuklu ayakkabı giymesi ayete muhalefet etmek demektir.

      Tekrar altını çizerek söylemek gerekirse, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi tesettür sadece kadınlara farz kılınmamıştır. Aynı zamanda erkekler de tesettüre bürünmek zorundadır. Hz. Ali’nin ifadesiyle erkeğin en önemli tesettür organı avret mahallinden sonra gözüdür. Erkeklerimiz de gözlerini haramlardan korusunlar ki zinanın kapıları kapanmış olsun.

      f-Tokalaşmak

      Hz. Aişe validemiz, Buhari ve Müslimde geçen hadiste şöyle söylemektedir: “Peygamber efendimiz, kendisine helal olan kadınlardan başka, hiçbir kadınla tokalaşmadı.” Biz biliyoruz ki Efendimiz(SAV), kadınlardan biat alırken dahi kadınlara elini uzatmamış ve sözlü olarak biat almıştır.[30] Daha önce iki sefer zikrettiğimiz Hadis-i Şerifi önemine binaen burada tekrar zikretmekte fayda görüyoruz. Efendimiz(SAV): “Kadınlarla bir arada yalnız kalmaktan sakının. Allah-u Teala’ya yemin ederim ki, bir kişi bir kadınla yalnız kalınca, aralarına şeytan girer. Bir kimsenin çamurlu bir domuzla sıkışmış durumda olması, o kimse için kendine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hafif kalır.” Buyurmuşlardır. Bu sebepten dolayı asla bir hanımın elini sıkmayı mübah göremeyeceğimiz gibi, bundan da son derece sakınmamız gerekmektedir.

      Yukarıda saydığımız bu altı madde zinaya götüren ana nedenlerdir. Belki bu maddelere birçok madde daha eklenebilir fakat bunlar dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardır. Ve kişiler özellikle bu hususlardan kendilerini korumak için elinden gelen gayreti göstermeli ki, zinadan kendisini koruyabilsin.

      Kendisini zinadan koruyan bir müminin ahiretteki mükafatlarına ve derecelerine gelince; Efendimiz(SAV) şöyle buyurmuşlardır: “Gençliğini zinadan koruyan mümin Cennete girer.”[31] Peygambermiz(SAV) bir başka hadislerinde ahirette arşın gölgesinde gölgelenecek 7 sınıf müslümandan bahsederken bir sınıfın da “kendisine zina teklif edildiği halde Allah korkusuyla bunu reddeden mümin” kimsenin olduğunu söylemiştir.[32] Düşünün ki güneş bir mızrak boyu yaklaştırıldığı, amel defterinin kapatıldığı, kişilerin günahlarına göre telaşlı olduğu bir anda Allah’ın arşının altında gölgelendireceği 7 zümreden birisi de, zina teklifini “Ben Allah’tan korkarım” diyerek reddeden zümredir.

      Rasülüllah(SAV) bir hadislerinde ise: “Bir kadın, beş vakit namazını kılar, namusunu korur, kocası ile iyi geçinirse, dilediği kapıdan Cennete girer”[33] buyurarak namusunu koruma yani zinadan kaçınma hususuna da vurgu yaparak, cennetin dilediği kapısından girebileceğini müjdelemiştir. Başka bir hadiste ise: “Namusunuzu koruyun, zina etmeyin! Namusunu koruyana Cennet vardır”[34] müjdesi verilmiştir.

      Rivayet olunur ki Süleyman Yesar isminde bir abid, Medine’den hacca gitmek üzere yola çıktı. Beraberinde bir arkadaşı vardı. Mekke ile Medine arasında bulunan Ebva veya Iva denilen yerde konakladılar. Süleyman’ın arkadaşı kalkıp yemek sofrasını aldı, bir şeyler satın almak için pazara gitti. Süleyman ise çadırda oturdu. Süleyman, erkek güzeli ve çok muttaki bir kimseydi. Dağın başından bedevi bir kadın Süleyman’ı gördü. Dağdan inip çadırının yanına geldi. Çadırın önünde durdu. Yüzü peçeli, elleri eldivenli idi. Yüzünden peçeyi kaldırdı. Sanki ay parçasıydı. Süleyman’a “Beni rahata kavuştur!” dedi. Süleyman, kadının yemek istediğini zannetti. Sofralarından arta kalan yemeklere doğru gidip kadına vermek istedi. Kadın “Hayır! Ben bunu istemiyorum. Ben erkeğin karısıyla yaptığı şeyi istiyorum!” dedi. Süleyman, kadına “Seni İblis süsleyip bana göndermiştir” dedi. Sonra başını dizlerinin arasına eğerek hüngür hüngür ağladı. O, bu şekilde ağlayınca kadın peçesini kapattı ve dönüp gitti. Süleyman’ın arkadaşı pazardan geldi. Süleyman’ın ağlamaktan gözlerinin şiştiğini ve sesinin kısıldığını gördü ve “Seni ağlatan nedir?” diye sordu. Süleyman “Hiçbir şey… Küçük kızımı hatırladım da…” dedi. Arkadaşı “Hayır! Yemin ederim ki öyle değildir. Senin başından bir hadise geçmiş. Çünkü sen kızından üç gün önce ayrıldın” dedi. Böylece, Süleyman’dan hadiseyi öğreninceye kadar ısrar etti. Bu sefer arkadaşı sofrayı yere bırakıp şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı. Süleyman, arkadaşına “Peki! Sen niçin ağlıyorsun?” dedi. Arkadaşı “Ben ağlamaya daha müstehakım. Çünkü ben senin yerinde olsaydım, o kadına karşı belki de sabretmezdim” dedi. Bu sefer ikisi beraber ağlamaya devam ettiler. Süleyman Mekke’ye uğradığı zaman Safa ile Merve arasında say etti. Kabe’ye ziyarette bulundu. Sonra Hicr-i İsmail’e gelerek elbisesi ile örtündü. Bu arada uykusu gelerek uyudu. Rüyasında parlak yüzlü, güzel işaretli ve güzel bir zat gördü. Süleyman ona şöyle sordu: “Sen kimsin? Yoksa sen Sıddık olan Yusuf musun?” rüyadaki zat ise: “Evet! Ben Yusuf um!” dedi. Süleyman devamla: “Seninle Aziz’in hanımı arasında geçen olay çok müthiş!” dedi. Yusuf(a.s.) da cevaben: “Senin Ehva’daki kadınla olan durumun daha müthiş!” dedi.[35] Bu hadise de bize gösteriyor ki zinadan kendisini koruyan bir mümine Hz. Yusuf gıpta ile bakıyor ve o kişiye kardeş oluyor. Çünkü Kuran’da dahi Hz. Yusuf’un Aziz’in karısı ile olan durumu zikredilmiş ve Yusuf (a.s.)’ın iffetini koruduğundan bahsedilmiştir.

      Kısacası, kendisini zinadan koruyan bir mümin her şeyden önemlisi Allah’ın rızasına nail olmuş ve ebedi cenneti garantilemiş olur. Çünkü kişinin kendisini zinadan koruması Allah katında büyük bir hadisedir. Hele ki her türlü fuhşiyatın serbest olduğu böyle bir zamanda kişi kendisini zinadan koruyor, gözlerini haramdan alıkoyuyor ve bu noktada nefsiyle mücadele ediyorsa büyük bir cihat yapıyor demektir. Ve zamanın en büyük mücahitidir, mücahitlerin yeri de ahirette cennettir.

      Zina Günahından Nasıl Temizlenirim?

      Zinanın büyük bir günah olduğunu öğrendikten sonra bu tür günaha düşmüşsek; sıra “bu günahtan nasıl temizleneriz?” sorusunun cevabını öğrenmeye geldi.

      Daha önce insanların bu dünyaya başı boş bırakılmaları için gönderilmeyip imtihan için gönderildiklerine değinmiştik. İmtihanın gayesi kişinin ahiretteki yerini belirlemesi veAllah’ın rızasına nail olmaktır. Allah-u Teala “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler”[36] diye yarattım buyurarak, bizlerin hangi amaçla yaratıldığının cevabını vermektedir. Dolayısıyla Allah’a hakkıyla kulluk yapabilmek için onun hudutlarını muhafaza etmemiz gerekmektedir. Fakat Allah, insanoğlunu günah işlememek üzere değil, günah işlemeye meyilli yaratmıştır. Efendimiz(SAV) “Eğer sizler günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder ve günah işleyen bir kavim yaratır”[37] buyurmaktadır. Bunun neticesidir ki Allah-u Teala bizlere daima tevbe kapısını açık tutmuştur. Ve bu tevbe kapısı, son nefesimize kadar açık kalacaktır. Eğer şeytana yada nefsimize uyduğumuz için veya cehaletimizden dolayı böyle bir günaha düşmüş isek ilk yapmamız gereken şey Allah’a el açıp, bir daha o günaha dönmemek üzere tevbe etmektir. Çünkü Allah Rasülü(SAV) “TEVBE EDEN KİMSE HİÇ GÜNAH İŞLEMEMİŞ KİMSE GİBİDİR”[38] buyurmuştur.

      Musa(a.s.) bir gün bir adamla muhabbet ederken adam Musa(a.s.)’a: “Ey Musa! Merak ediyorum bu dünyanın en günahkar kulu kim? Allah’a sorsan da bize bildirse” diye ricada bulundu. Musa(a.s.) Allah’a dua etti ve Allah(c.c) vahiyle: “Az sonra önünüzden bir çocuğun elinden tutan bir baba geçecek. İşte o kul bana en asi ve en günahkar kuldur” buyurdu. Ve az sonra gerçekten öyle birisi geçti. Ertesi gün aynı adam Musa(a.s)’a “Ey Musa! Çok merak ediyorum. Acaba Allah’a en sevimli kul kim? Allah’a sorsan da bize gösterse” diye ricada bulundu. Ve Musa(a.s.) tekrar Allah’a dua etti ve Allah-u Teala: “Biraz sonra yanınızdan bir adam geçecek. İşte o adam bana en sevimli ve en günahsız kuldur” buyurdu. Ve Musa(a.s.) ile adam bir baktılar ki dün en günahkar olan adam geçiyor. Şaşkınlıkla Allah’tan bunun hikmetini sordular. Allah-u Teala cevaben şöyle vahyetti: “Dün o kul, çocuğuyla birlikte deniz kenarına gitti. Çocuğu babasına sordu: “Babacığım, bu denizden daha büyük ne var?” Adam cevap verdi: “okyanus var oğlum.” Çocuk tekrar sordu: “Baba okyanustan büyük ne var?” adam cevaben: “Dünya var oğlum… Dünyadan da daha büyük olan kainat var oğlum” dedi. Daha sonra çocuk devamla: “Kainattan daha büyük bir şey var mı baba” diye sordu. Adam: “Var oğlum, babanın günahları var” dedi. Sonra çocuk tekrar sordu: “Babacığım senin günahlarından daha büyük bir şey var mı?” diye. Adam cevap olarak: “Var oğlum… Allah’ın rahmeti benim günahlarımdan daha büyüktür” dedi ve o sırada bütün günahlarını bağışladım” diye vahyetti.[39]

      Allah’ın affedemeyeceği hiçbir günah yoktur. Yeterki o günaha tekrar dönmemek üzere tevbe edelim. Günahımızın farkına varalım ve diğer ibadetlerimizle Allah’a bu günahımızı affettirelim. Çünkü Allah her şeye besmele ile başlamamızı emretmiştir. Bemelede ise “Rahman” ve “Rahim” sıfatları vardır. Bu sıfatlar ise Allah’ın merhametine delalet eder. Çokça bağışlamasına delalet eder. Alah-u Teala bizlerden sadece işlediğimiz günahlardan tevbe etmemizi beklemektedir.

      Birkaç Kıssadan Hisse

      Zina günahı ile imtihan olmuş kimselerin hayat hikayelerinden birkaç tanesinden bahsetmek istiyorum. Çünkü geçmiş nesillerin ahlaki oluşumlarında kıssadan hisselerin büyük bir payı vardır. Ve bu kıssalardan çıkarılacak olan hisseler hayatımıza büyük ölçüde yön verecektir. İşte bu kıssalardan bazıları:

      Ebubekir b. Abdullah Müzeni’nin rivayet etmiş olduğu bir hadise şöyle cereyan etmiştir: “Bir kasap, komşularından birinin kızına tutuldu. Kızın ailesi, ihtiyaç dolayısıyla kızı başka bir köye gönderdi. Kasap arkasından giderek yolda kızla cinsi ilişkide bulunmak istedi. Kız, kasaba “Bunu yapma! Çünkü ben, senin bana aşık olmandan daha çok sana aşığım. Fakat buna rağmen Allah’tan korkuyorum” dedi. Kasap “Sen Allah’tan korkuyorsun da ben mi korkmuyorum?” diyerek geri döndü. Yolda gelirken ölüm derecesinde susadı. O arada bir peygamberin elçisine rastladı. Elçi kendisine “Neden böyle oldun?” diye sordu. Kasap “Susuzluk beni bu hale koydu” dedi. Elçi, “Gel Allah’a dua edelim de köye varıncaya kadar bize bir bulutla gölgelik yapsın!” dedi. Kasap “Benim salih bir amelim yok ki Allah’a dua edeyim! Bu bakımdan sen dua et!” dedi. Elçi, “Ben dua edeyim, sen de amin de” dedi. Bunun üzerine elçi dua etti, kasap da amin dedi ve böylece köye varıncaya kadar bir bulut kendilerini gölgelendirdi. Köye vardıkları zaman, kasap yerine giderken bulut onunla beraber kaydı. Elçi “Hani sen benim salih bir amelim yok diyordun? Dua eden ben, amin diyen sendin. Dolayısıyla bulut bizi gölgelendirdi. Şimdi seninle gelmektedir. Mutlaka bana durumunu haber vereceksin” dedi. Bunun üzerine kasap başından geçeni elçiye anlattı. Elçi “Tevbe eden bir kimse, Allah nezdinde öyle bir mertebededir ki hiç kimse oraya varamaz” dedi”[40].

      Efendimiz(SAV)’in bir hadis-i şerifinde şöyle bir olaydan bahsedilir: Sahabilerden bir genç Efendimiz(SAV)’e gelerek “Ya Rasulallah! Zina etmem için bana izin ver, artık tahammülüm kalmadı” dedi. Orada bulunanlar, gencin bu fena isteğinden dolayı, hiddete geldiler. Bazıları onu şiddetle azarlarken, kalkıp ağzını kapatmak için üzerine hücum edenler oldu. Ancak, Peygamber Efendimiz(SAV) bunların hiçbirine izin vermediği gibi, susup genci dinledi. Sonra yanına çağırdı ve onu dizlerinin dibine oturtup şöyle sordu: “Böyle bir şeyin senin annenle yapılmasını ister miydin?” Genç: “Hayır Ya Rasulallah! elbette istemezdim.” dedi. Peygamberimiz(SAV): “Hiçbir insan, annesine böyle bir şey yapılmasını istemez” buyurdu ve şöyle devam etti hadise: “Peki senin bir kızın olsaydı, ona böyle bir şey yapılmasını ister miydin?” diye sordu. Genç adam bu soruya da: “Canım sana feda Ey Allah’ın Rasulü, istemezdim.” diye cevap verdi. Peygamberimiz(SAV) “Hiçbir insan, kızına böyle bir şeyin yapılmasını istemez” buyurdu. Ardından da: “Halanla veyahut teyzenle böyle bir şey yapılmasını ister miydin?” dedi. Genç: “Hayır Ya Rasulallah!” dedi. “Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister miydin?” dedi Rasulullah. “Hayır! hayır, istemezdim!” diye cevap verdi genç. Ve Peygamberimiz(SAV) sözlerini şöyle bitirdi: “Hiç kimse, halasıyla, teyzesiyle, kız kardeşiyle zina edilmesini istemez.” Sonra da, o gence dua buyurdu: “Allah’ım bunun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu koru.” Bazı raviler o gencin, Cüleybib olduğunu söylerler. Kendisi, nefsine hakim olmakta zorlanan bir genç olarak tanınırdı ve ashab arasında kötü bir şöhreti vardı. Ancak, Resulullah ile aralarında geçen bu olaydan sonra, tertemiz birisi oldu. Daha önceleri kimse ona kız vermek istemezken, Peygamberimiz(SAV)’in aracılığı ile evlendirildi. Evlendikten az bir zaman sonra da, ilk katıldığı harpte şehit oldu. Söz konusu harbin sonunda Peygamberimiz(SAV) ashabına sordu: “Hiç eksiğiniz var mı?” “Hayır Ya Rasulallah, hepimiz tamamız!” dediler.
      “Ama benim bir eksiğim var” buyurdu Peygamberimiz(SAV) ve Cüleybib’in başucuna giderek: “Cüleybib benden, ben de Cüleybib’denim” buyurdu.[41]

      Bir başka kıssada ise şu şekilde bahsedilir:

      Hz. Ömer devrinde bir genç vardı. Bu genç mescidden hiç ayrılmazdı. Sanki o bir mescid kuşuydu. İbadetine dikkatli, nafileleriyle de Allah’a yaklaşanlardan olduğu her halinden belliydi. Bir ara, Hz. Ömer (r.a.) bu genci mescitte göremez oldu.

      Zaten, cemaatin bazı mezheplere göre farz, bazılarına göre namazdan bir rükün ve en azından sünnet-i müekkede olmasının ve bir imam arkasında namaz kılmanın hikmetlerinden biri de bu değil mi? İmam arkasına dönüp cemaatini süzecek ve gelmeyen varsa onu soracak… hele bu imam Hz. Ömer (r.a.), cemaat de ashap olursa…

      Hz. Ömer, cemaat ne kadar kalabalık olursa olsun cemaatini çok iyi tanır ve adeta her gün onları kontrol ederdi. İşte bu genci görmeyince de böyle sormuştu: “Acaba falanca gence ne oldu? Bir-iki gündür mescitte göremiyorum.” Cemaat önce cevap vermek istememiş ve herkes gözlerini yere çevirmişti Ömer’le göz göze gelmemek için. Hz. Ömer (r.a.), cemaatteki bu garipliği görünce sorusunu tekrar eder ve içlerinden biri cevap verir: “Ey Müminlerin Emiri! Onu, uygunsuz bir yere giden yolda ölü olarak bulduk. Seni üzmemek için hemen namazını kılıp gömdük.”

      Hz. Ömer işi anlar. Sanki Ömer’in gözünden perde kalkmış ve genci asıl mahiyetiyle görmüş gibidir. Hadisenin aslı şudur:

      Bu genç mescide gelip giderken, evi o yolun üzerinde olan bir kadın, gence musallat olmuştur. Genç bekardır ve kadın, onu yoldan çıkarabilmek için şeytanın bütün oyunlarını kullanmaktadır. Ancak her defasında genç ondan gelen tekliflere karşı mukavemet eder, dayanır ve günaha girmekten kurtulur.

      Ne var ki her insanın bir zayıf anı olur. İşte o gün de o gencin zayıf anıdır. Kadın bütün aşüfteliğiyle ona işaret edince genç dayanamaz ve o eve doğru bir-iki adım atar. Birden dudaklarında, gayr-i ihtiyari bir ayetin temessülünü hisseder. Yani genç gayr-i ihtiyari olarak bu ayeti devamlı ve ısrarla okumaya başlar. Önce farkına varmadan diline dolanan bu ayet, farkına vardığı anda işini bitirmeye yetmiştir. O semavi saika gibi gelen ayet şudur:

      “Onlar ki takva dairesi içinde yaşarlar, kendilerine şeytandan bir tayf, bir vesevese geldiği zaman hemen Allah’ı hatırlar ve gözlerini hakka açarlar.”[42]

      Genç sanki kendisine bu ayetler yeniden nazil oluyor gibi bir ruh haleti içine girer: Niyet ettiği işten dolayı Rabbinden çok utanır, haya eder… Rabbinin ona olan bunca ihsanını unutup bir an dahi olsa günaha meylinden dolayı ürperir ve hele sürçme anında bile Rabbinin onu nefsiyle baş başa bırakmayıp diline saldığı ayetle onu kendisine çevirmesi, bu ışık insanı öylesine heyecanlandırır ki, kalb balansı bu heyecana dayanamaz; O’nu anar ve ötelere yürür.

      Hz. Ömer (r.a.), gencin serancamesini öğrenince hemen onun kabrine koşar. Kabre doğru eğilir ve sesi çıktığınca bağırır:

      “Ey genç! Rabbinden korkanlar için iki cennet vardır” der. Tam bu esnada Ömer (r.a.)’in sesine denk gür bir ses daha duyulur ve adeta makber lerzeye gelir. Bu ses, o gence aittir ve şöyle demektedir: “Ey Müminlerin Emiri! Allah bana senin dediğinin iki katını lütfetti.”[43] Bu ses ister bu gence ait olsun isterse onun yerine bir melek konuşmuş bulunsun veya bunların hiçbiri olmasın da, sema lerzeye gelip bu sözleri söylesin, fark etmez. Genç, Allah’tan korkmasının mükafatını iki kat olarak görmüştür.

      SELMAN ORAL
      http://www.ihvanlar.net

      DİPNOTLAR
      [21] Taberani
      [22] Ebu Davud c. 2, s. 246
      [23] Hakim
      [24] M. Enhür
      [25] Isfahanı
      [26] Taberani
      [27] Nur, 30
      [28] Nur, 31
      [29] İmam Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi
      [30] Haytüs Sahabe, Kadınların biatı bölümü
      [31] Beyhaki
      [32] Müttefekun Ale
      [33] İbni Hıbban
      [34] Hakim
      [35] İhya-u Ulumuddin, Şehvet Bahsi
      [36] Zariyat 56
      [37] Müslim, Tevbe, 9, (2748)
      [38] İbn Mace,Zühd,30
      [39] İhya-u Ulumuddin, Tevbe Bahsi
      [40] İhya-u Ulumuddin, Şehvet Bahsi
      [41] Ahmet b. Hambel, Müsned, V. 257
      [42] Araf, 20
      [43] İhya-u Ulumuddin, Şehvet Bahsi

  3. hocam evliyaların duasını biliyor sanız yazarmısınız okuma şeklini usulünü sizin bura güvenilir siteye benziyo budua yı okudum bazı yerde bidiyo bazıyerlerde bidiyo yani kelime hatası var bu duayı okurken 3 .4 hacet için okunurmu yazar sanız sevinirim Allah yardım çımız olsun

    1. selamün aleyküm.Ehli sünnet aşığı biriyim yalnızca.Ehli sünnet kaynaklardan bilgi paylaşıyoruz burada. Evliyaların duasınıda inşAllah en kısa zamanda paylaşalım.Dualarda, sadakalarda istediğiniz kadar niyet için olur biliyorum. Allah cümlemizden razı olsun.Selam ve dua ile…

    2. selamün aleyküm kardeşim. Benim okuduğum şekilde ve sayıda yayınlıyorum duayı. Allah hayırlı hacetlerinizi kabul etsin. Ben de size dua edeceğim. Sizde bizi dualarınıza katın inşAllah. Selam ve dua ile…

  4. slm hocam esmaül hüsnadan cekdiyim tesbihler var gündüz boş vakitlerde cekiyom bazen yatacam zaman .ben birgün calışıyom birgün yatıyom gece işten gel digimde saat 3 ogünün tesbihini gece 3 de ceke bilirmiyim olurmu bu tes bihleri hergün cekiyom intikam almamaksadıynan ya müntekim cekiyom bazı sayfalarda ya müntekim ya zıyo bazıların da ya muntakım ya zı yo hangisi dogru kelime hatası varmı ben baya bi müddet intikam alma maksadıynan yakahhar ya müntekim cektim Allaha şükür tecellisinni gördüm intikam almamda yardım gördüm görüyomda Allaha şükür bununla beraber bazı sureler ve dualarda ettim ama biraz zor geliyo gibi yardım gelece zaman sıkılıyom daralıyom acı cekiyom ALLAHA şükür yardımda geliyo rahatlıyom geri tepiyo gibi kolay olması için neyapmam gerekir bunun için bana yardım cı olurmusun

    1. Aleyküm selam kardeşim… Kendisine danışmam gereken bilgisi fazla olan birine danışacağım… Birkaç gün içinde gelecek… Birinden intikam almaya çalışmak; Allahtan yardım bekleyen, ona güzel isimleriyle yalvaran, ilahi destek isteyen birinin yapması gereken şey olmamalı. Eğer ki siz mazlumsanız sizin o kişiye yapacağınız en kötü şey ah etmektir. Böyle denir bilirsiniz; mazlumun ahı, indirir şahı. Rabbimize havale etseniz! İntikam alıcı(müntekim) olan Rabbimiz, sizin intikamınızı almaya muktedirdir. Sabırlı olun… En kısa zamanda size tekrar dönmek üzere… Selam ve duamızla kardeşim…

    2. Selamün aleyküm kardeşim
      Aklıma takıldınız, Allah yardımcınız olsun…
      Ve söylediklerime ilave olarak mevlana hazretlerinden bir nasihat aklıma geldi… Paylaşmak istedim…
      İlahi adalette zaman aşımı yoktur. Herşey olması gereken zamanda ve olması gerektiği gibi gerçekleşecektir. Peygamber Efendimiz, “Can yakan, canının yanacağı günü beklesin” buyurmuştur. Haksızlığa uğradığınızda beddua etmek yerine sessizce o insandan uzaklaştığınızda adaletin ne kadar süratle ve olması gerektiği şekliyle tecelli ettiğini göreceksiniz…
      Allah’a yönelmek ve iyi niyetini bozmadan yoluna devam etmek, nasıl olacağını Yaradan’a bırakıp şüpheden arınmış bir kalp ile Yaradan’a yönelmek olayları nasıl da lehimize çevirecektir keşke bunu idrak edebilsek yeterince…
      Nefis ve şeytan işbirliğiyle şişen egomuzu kinden, nefretten arındırabilsek…
      İmtihan dünyasında mutluluğun ve imtihanı kazanmanın şifresini özetliyorum dostlar;
      ‘Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler’…
      Huzurla ve tevekkülle kalınız…

      İlâhi adalette zaman aşımı yoktur. O bir gün mutlaka tecelli edecektir.
      Bir yerde bir acı varsa; ama böyle ciğerden gelecek bir acı,
      İşte oraya rahmet yağar.
      Hiçbir acı, çektirenin yanına kalmaz.
      Bilerek, isteyerek, sorumsuzca mutsuz eden, muhakkak mutsuz olur.
      Gerçekten içi yanan, gerçekten yakanı bir sözüyle altüst edebilir.
      Edilen âh’lar bir zaman tutar.
      Çektirilen acı, havada asılı kalmaz, çektirenin başına düşer.
      Gerçek hayatta işler her zaman böyle yürümez diyen de olabilir buna amma;
      Hayatın gerçek olduğunu kim söyledi ki?

      «Hazreti Mevlânâ»

  5. Hayırlı günler bende kibir hastalığının olduğunu düşünüyorum. Bunun yanlış olduğunu biliyor olsam da içten içe saygı görme dürtüsü beni rahat bırakmıyor kendimi ezik hissetmeme neden oluyor bu sebeple yaptığım başardığım hiç bir şeyden Mutlu olamıyorum. Bu öyle bir yapışkan his ki birine düşüncelerimi açmayı düşündüğümde bile karşı tarafın benim Hakkı’mda ne düşüneceğini kendimi küçük düşürebileceğim hissini ta iliklerime kadar duymama neden oluyor kurtulmak istiyorum. Mütevazi ve özü sözü bir olmak istiyorum…. Tavsiyeniz olursa gerçekten sevinirim…

    1. Selamün aleyküm
      Sizin dusundukleriniz genelde Allah yolunda samimileşenlerde baslayan bi histir. Kibir ve riya kurtulması en zor olan ve herkes de olan bır hastalıklardır. Hadisin metni ezberimde olmasa da manası soyle olan bir hadis vardı. Sahabeler rasulallah a gelir ve derler ki bizim içimize oyle hisler geliyo ki o hisler yerine defalarca olmeyi tercih ederiz. Rasulallah da bu imanın kuvvetindendir dıyor. Yani ben bu hadisi soyle dusunuyorum bu hisler samimiyetden sebepledir cünkü aslında Allahtan korkmanız bu hislere vesile oluyor. Peki ne yapmalıyız. Vesveselere kapılmadan bunu iyiye kullanmaya calısalım. Yani bu kibirden dolayı calısın eskisinden daha cok calışın lakin ibadet ederken cok dikkatli olun ve hep Allahım beni bu hastalıktan kurtarın diyin. Bu ömür boyu devam eden bir mücadele. Siz eger ki derseniz evet artık bende kibir riya yok. Bu da riya ve kibirdir. Ama unutmayın ki gereksiz tevazu da kibirdir yani hz Yusufun Aleyhisselam ben bu işlerden anlarım beni başa getirin demesi gibi bildigimiz seyi hep soylicez eger yapabilicek potansiyelimiz varsa yapıcaz. Baska sorularınız olursa cekinmeden sorabilirsiniz. Muhakkak ki en iyisini Allah bilir. Allah soylediklerimizde bizi isabet ettirsin. Selamün aleyküm

  6. Selam Aleyküm hocam. İçimde bastıramadığım çok kötü düşünceler var içimden imani meselelerde küfür geçiyor hayatım psikolojim bozuldu alt üst oldu, kendimi münafık hissediyorum. Namazlarda huşu yok dua ederken istiğfar çekerken bile küfrün içindeyim. Sanki kendimden miş gibi hissediyorum. Acaib rüyalar görüyorum. Dayanamıyorum Artı

    1. Aleyküm selam kardeşim,öncelikle ben hoca falan değilim. Ehli sünnete bağlı takipçisi ve hizmetçisiyim ihtiyaç olan yerde. Bu hissettiğiniz şeytanın size bir aldatmacası,vesvesesi olmaasın sakın.Bazen şeytan insana sağdan yaklaşabilir, kulak asmayın.Yani boş eve hırsız girmediği gibi şeytanda ancak imanlı kalplere saldırır. Eğer bu sıkıntınızdan eminseniz, samimi duallarla rabbimizden yardım dileyin, sitemizdeki reçetelerden yararlanın. Bir de aşağıda yazdıklarımızı dikkatle okuyun, faydası olur inşAllah.
Riyanın zıddı ve ilacı ihlas ve samimiyettir. Allah var olduğu ve layık olduğu için inanmak ve Allah emrettiği için ibadet peşinde koşmak, dünyevi ve uhrevi mükâfatı talep etmemek, ancak emredildiği için cehennemden Allah’a sığınmak ve yine istenmesi emredildiği için de cenneti yüce Allahtan istemekle ve başka hiçbir beklenti içinde olmamakla ihlası kazanır.
Bir kişi peygamberimize (sav) gelerek “Ben elbiselerimin ve ayakkabılarımın iyi ve güzel olmasını ister ve severim. Bu kibir ve riya mıdır?” diye sorar. Peygamberimiz (asv) “Hayır! Allah güzeldir, güzeli sever. Riya hakkı kabul etmemek ve mü’min kardeşini hor ve hakir görmektir” buyurmuşlardır.
Geliniz başkalarının teveccühüne can atan nefsimizin kulağına bir fısıltı halinde şunu soralım: İnsanların kendi yaptıkları bir başka cennetleri mi var? O cennet daha mı güzel, daha mı muhteşem? Mahlûka satılmak en azından ayıp değil mi? Doğum kanunu kimin elinde ise, bizi bu dünyaya O getirdi ve ölüm kanunuyla da bizi ukbâya o göçürecek. Bu kısa dünya yolculuğunda yolcularla oyalanmak, onların takdirlerini kazanmak bize ne fayda verebilir!?.. Sırayla ayrılacağız bu dünyadan ve geride bıraktıklarımız bizi kısa bir süre sonra unutacaklar. Tarihe bu gözle bakabilsek ne kadar ibret sahneleri görürüz! Nerede bir asır öncesinin alkış toplayanları ve onları alkışlayanlar? Nerede o hükümdarlar ve onlar için kasideler yazan, övgüler yağdıran şairler? Nerede o büyük zenginler ve onların eline bakan fakirler? Bir asır sonra da biz mâzi olacağız ve bir sonraki nesil aynı soruları kendi asırlarının insanlarına soracaklar. Ve derken bir gün, her nefis gibi dünya da ölümü tadacak. Arkasından mahşer ve hesap meydanı. Kişinin en sevdiğinin bile yüzüne bakamadığı o dehşetli meydanda kimden medet beklenilecekse, bugün O’nun dergâhına sığınmak gerek.Şu var ki, “Allah için sevmek” gibi, “Allah için sevilmek” de meşru ve güzel. İsteriz ki, Allah’ın mü’min kulları bizi sevsinler, O’nun has bendeleri bize yâr olsunlar. O’nun katında şefaati makbûl olanlar bize teveccüh etsinler. Bu arzu nefsanî değil rahmanîdir
Riya Konusunda ibret dolu bir kissa;
“Müridlerden birisi gece boyu camide yalnız bir şekilde namaz kılmak istemiş ve başlamış..Aradan az bir miktar geçtikten sonra, arkasında birisinin geldiğini hissetmiş ve gelenin nefesini duymuş,gelen kişinin çok yakınına geldiğini hissetmiş,içinden “kesin şeyhim geldi,beni izliyor. Namazımı daha iyi kılmalıyım” diye düşünmüş..Sabaha kadar, hiç ara vermeden namazını kılmış..Tabi yorgunluktan ölüp bitmiş, ama şeyhinin de orada olduğunu biliyormuş..”Tamam artık yeter,sabah oldu” deyip, arkasını döndüğü zaman, karşısında bir köpek ona bakıyormuş..Köpek, gece soğuk olduğu için camiye sığınmış..Meğer,şeyhi zannettiği gelen, bir köpekmiş..Mürid büyük bir ders almış:”Ey ahmak nefsim, bir köpek için bütün gece namaz kılıp, yorulmayı göze aldın,bir köpeğe yaranmak için neler yaptığına bak..Halbuki Allahü tealanın her an seni görüp bildiğini unuttun..,” demiş..
Allah yar ve yardımcınız olsun. Bende size dua edeceğim inşallah. Bence şeytan vesvesesi gibi geliyor bana çünkü bunun dertlisisiniz. Allah hepimize merhamet etsin, cennetine alsın inşAllah. Selam ve dua ile…..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s