Cevap

Bismillahirrahmanirrahim

Evet, Allah Teala bizim işlediğimiz-işleyeceğimiz açık-gizli her fiili ezelden bilmektedir. Zaten bilmeseydi, Allah olmazdı.

“…O\’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”1

İmanın altı şartından biri de kaza ve kadere inanmaktır. Herhangi bir şeyin belirli bir şekilde meydana gelmesini Cenab-ı Hakkın ezelde dilemiş olmasına “Kader” denir. Ve Hak Teâlâ\’nın böylece dilemiş olduğu herhangi bir şeyi zamanı gelince meydana getirmesine de “Kaza” denilir.

Meselâ, herhangi bir insanın filân günde yaratılmasını Hak Teâlâ\’nın ezelde dilemiş olması kader, o insanın bu takdir edilmiş günde meydana getirilmesi de kazadır.

Kaza ve kadere inanmak, iman esaslarındandır. Çünkü kaza ve kadere iman, Allah Teala’ya imanın gereğidir. Hangi mümkün bir şeydir ki, ALLAH Teâlâ takdir ettiği halde meydana gelmesin? Ve hangi bir şeydir ki, Hak Teâlâ dilemediği halde meydana gelebilsin?

Dünyada ve âhirette Allah Teala’nın dilemesi, kaderi, kazası, bilgisi yazgısı ve Levh-i Mahfuz\’da yazısı olmaksızın hiçbir şey var olmaz. Ancak, Allah’ın yazması, o şeyi vasf etme, niteleme şeklinde olup hükmetmek suretiyle değildir. Yani Allah Teâlâ, her şey hakkında, böyle böyle olacak, diye yazmıştır; fakat şöyle şöyle olmalıdır, diye yazmamıştır.

Kulların irade ve hürriyetten yoksun olduğu görüşündeki Cebriyye mezhebine göre, kul fiillerinde mecburdur, onun kendine has hiç bir gücü ve iradesi yoktur. Bunun tam zıttı olarak, kulun kendisine has bir iradeye sahip olduğunu, kendi işini kendisi gördüğünü ve binaenaleyh istediğini yapabileceği görüşündeki Kaderiyye mezhebine göre ise, kul muhayyerdir, kendi işi kendisine bırakılmıştır, istediğini yapar, hatta Rabbinin murad etmediği şeye bile muktedirdir.

Bu iki görüş de hatalıdır. Cebriyye mezhebine göre, Allah Teala yarattıklarına zulmetmektedir. Kaderiyye mezhebine göre, Allah Teala irade ve kudretini kendi yarattıkları arasında kullanmaktan acizdir.

Evet, iki görüş de hatalıdır. Çünkü ne zulüm ne de acziyet… Bu iki sıfatın hiçbiri Allah Teala’nın şanına layık değildir.

İşte bizim itikadımız, ehlisünnet inancıdır: Kul, fiillerini işlemeye mecbur edilmemiştir. Çünkü Allah Teala, kulunu günah işlemeye zorlamak ve sonra da o günahtan ötürü kendisine azap vermek gibi bir zulümden münezzehtir, beridir. Kulun fiilleri tamamen kendisine bırakılmamıştır. Çünkü Allah Teala, kendi mülkünde murad etmediği bir şeye izin vermekten de münezzehtir. Ehlisünnet, bu iki aşırı görüşün ortasıdır. Yani ne tam bağlılık, ne tam serbestlik…

Kulun, kudret ve iradesini iş için sarf etmesi kesb yani kazanmadır. Allah Teâlâ\’nın o işi icad etmesi ise yaratmadır. Allah Teâlâ yaratıcı, kul ise kazanıcıdır. Allah Teâlâ kâfirin imanını, fasıkın tâatını diledi; kâfir ise küfrü, fasık da fıskı istedi.

Bu sebeple insanın bu kesbi, kendi tercihi, kendi cüz\’i iradesi ile olduğundan bunun mahiyetine göre mesul olması lâzım gelir. Yoksa: \”Ne yapayım kader böyle imiş\” diye kendisini mesuliyetten kurtulmuş sayamaz.

Kaza ve kader, insanların iradelerine, kudretlerine ve çalışıp kazandıkları şeylerden mesul olmalarına mani ve aykırı değildir.

Kısacası, insan kazanıcıdır, kazanır. ALLAH Teâlâ da yaratıcıdır, yaratır. Bu dünya bir imtihan âlemidir. Hak Teâlâ insanlara hikmeti gereği bir kudret, bir güç-kabiliyet vermiştir. Bundan dolayı da insanı mükellef ve mesul tutmuştur. İnsan, Kerîm mâbudunun bir ihsanı olan bu kudretini hayra sarf ederse hayra erer, şerre sarf ederse şerre düşer.

dipnot

(1) En’am suresi: 59

Selam Ve Dua ile

Mehmet Talu Hoca

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s